Muhammed Mustafa SAV

Anasayfa e Kitap Hayatı Fotoğraflar Kitaplar Linkler Ses Nükteleri Şiirler Yazılar Ziyaretçi Salavat English
Abuzer Akbıyık

‘Resulullah Her Şeyi Aydınlatan Bir Nurdur’

Abuzer Akbıyık

 Siz Urfa halkbilimine katkıları olan, araştırmalar yapan, arşivci ve yayıncı niteliğine de sahip bir araştırmacısınız. Mukim Tahir ve Bekçi Bakır’la ilgili çalışmalarınız esnasında, Efendimiz’e dair söylenmiş şiirlerden Kaside-i Bürde’yle ilgili bir hatıranız olmuş, bize bunu anlatabilir misiniz?

Doğrudur, böylesi bir hatıram var, lakin ondan önce Kaside-i Bürdeye ilişkin birkaç şey söylemek isterim. Tarihte iki şiir Kaside-i Bürde olarak anılmaktadır. Bunlardan biri Kaab Bin Züheyr’in Peygamber Efendimizin huzurunda söylediği kaside, diğeri de İmam Buseyri’nin Efendimiz’i rüyasında görmesi üzerine yazdığı Kaside-i Bürde’dir. Buna Kaside-i Bür’e de denir, yani iyileştirme, sağlığına kavuşturma şiiri…

 

Neden ‘iyileştirme’ deniyor?

Buseyri felç oluyor, bir gün rüyasında Efendimiz’i görüyor, Efendimiz hırkasını felçli ayağına seriyor, uyandığında iyileştiğini fark ediyor ve bu şiiri söylüyor. Aşkla söylenmiş, büyük bir şiirdir.

 

Peki diğerine Hırka Kasidesi denmesinin sebebi nedir, onun öyküsü nasıl?

Efendim, bürde hırka demektir. Arapların üzerlerine giydiği aba manasına gelir. Cahiliye döneminde zaman zaman şairler Kabe’nin etrafında toplanır ve şiirlerini okurlarmış. Okudukları bu şiirlerden en güzelini Kabe duvarına asarlarmış. Bunlara Muallaka deniyor. Bu şairlere de Muallaka Şairleri deniyor. İşte Kaab Bin Züheyr’in babası Züheyr bu meşhur şairlerden biri. Oğlu Kaab da babası kadar ünlü bir şair. Müslüman olmadan önce Kaab

Bin Züheyr gerek Peygamber Efendimiz, gerekse İslamiyet aleyhine şiirler yazıyor. Usta bir şair olduğu için insanları etkiliyor. Peygamber Efendimiz bunun ölüm fermanını çıkarıyor. Görüldüğü yerde öldürülecek. Mekke’nin Fethi’nden sonra Tayf’a kaçıyor. Kardeşi Büzeyir İslamiyet’i seçtikten bir müddet sonra da müslüman oluyor, hak dini seçiyor. Fakat ölüm fermanı çıkarılmış bir şair. Karar veriyor ve o sırada Peygamber Efendimiz (asm) Medine’de.

Bir sabah namazında Efendimiz’in bulunduğu camiye geliyor ve arkasında safa katılıp, namaz kılıyor. Namazdan sonra oturulan meclise katılıyor ve sözün arasında Peygamber Efendimiz’e diyor ki; ‘Kaab Bin Züheyr İslamiyet’i seçti. Eğer huzurunuza gelse onu affeder misiniz?’  Peygamber Efendimiz ‘evet’ deyince hemen ‘Kaab Bin Züheyir benim’ diyor. Mecliste bulunan ensardan biri hemen üzerine atlıyor, öldürmek istiyor. ‘Hayır’ diyor Peygamber Efendimiz, ‘İslamiyet’i seçmiştir. Ben onu affettim’. İşte önceden hazırladığı O’nun için yazdığı kasideyi orada okuyor. Peygamber Efendimiz o kadar beğeniyor ki üzerindeki hırkasını çıkarıp Kaab Bin Züheyr’e armağan ediyor. Ve o kaside, o günden sonra Kaab Bin Züheyr’in yazdığı kaside, Kaside-i Bürde olarak anılıyor.

Kasidede nelerden söz ediyor?

Önce Peygamber Efendimiz’e gelişini, orada içindeki titreşimi, duygularını anlatıyor. Çünkü Peygamber Efendimiz’in huzuruna gelen filler bile titrer, develer ayrılığından ağlar, yaslanarak hutbe okuduğu odun bile O’nun firkatiyle gözyaşı döker. O, fahr-i kainattır, varlığın övünç sebebidir. Züheyr, ‘Resulallah her şeyi aydınlatan bir nurdur. Şerri kesip atmak için çekilmiş Allah’ın kılıçlarından biridir’ diyor.

Peki kasidenin Urfa’yla, Bekçi Bakır’la ilgisi nedir?

Bu kaside Urfalı Bakır Yurtsever tarafından taş plağa okunmuştur. Ve uşak makamında Urfa’da yıllardan beri tasavvuf meclislerinde ilahi olarak okunmaktadır.

Siz bunu nasıl keşfettiniz?

Kasideyi dediğim gibi yıllardır dinlerdik biz sıra gecelerinde, çeşitli musiki meclislerinde. Mukim Tahir de, Bekçi Bakır da, Urfa’nın gazel ve kasidehanları da okurlardı. Bekçi Bakır’la ilgili çalışmalarım derinleştikçe, onun okuduğu kasidelerin müelliflerini tesbit etmeye başladıkça bir gün Kaside-yi Bürde’yi de keşfettim.

Kasideye konu olan hırka-yı şerifin macerası nedir, bunu biliyor musunuz?

Hırka, yakınları tarafından Kaab Bin Züheyr’in ölümünden sonra önce Emevi Kurucusu Muaviye’ye altmış kilo gümüş mukabili satılıyor. Oradan Abbasilere geçiyor. Daha sonra da Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı Fethi sırasında oradan alınıp Osmanlılara geçiyor ve o şu anda Topkapı Sarayı’nda , zaman zaman camilerde insanlara sunulmakta.

(*) Bir Urfa sevdalısı. Araştırmacı, arşivci, aşk ve niyaz ehli bir derviş.