Muhammed Mustafa SAV

Anasayfa e Kitap Hayatı Fotoğraflar Kitaplar Linkler Ses Nükteleri Şiirler Yazılar Ziyaretçi Salavat English
Miftah

Miftah

Ahmet Gürsel


Senin neş’et etmeni yalnız bu arz beklemedi
O kutlu gelişi on sekiz bin âlem bekledi
 
Senin teşrifinle bütün canlar sürûrla dolu
O kızgın çöl, âlemlerin merkezi oldu
 
Her bir kum tanesi elmaslara inkılâp etti
Sen gelmezden evvel çöller seraptan ibaretti
 
O ne teşrif yâ Rab, bütün puthaneler yerle bir
O teşrifattaki hülasanın adı; Allah bir
 
Doğar doğmaz dudaklardan verdi ilk işareti
Dudaklardan dökülen hece; ümmetî ümmetti
 
O muhteşem gelişle her yer nurlarla dolmuştu
Mevcudât âdeta zikir nöbetine tutulmuştu
 
Dağlar taşlar cezbeyle musâfaha ediyordu
Bütün yıldızlar “Hoş Geldin Efendim” diyordu
 
Sen gelmezden evvel her yeri sarmıştı deniyet
Senin gelmenle şahikaya çıktı medeniyet
 
Şelale gibi aktın bütün gönüllere doldun
Bundan büyük paye var mı Rabbin habibi oldun
 
O mübarek nazarınla ikiye böldün mahı
Sadece sensin muazzam kainatın miftahı
 
Huzurun menbaı bütün insanlığa hamisi
Vahşeti yıkan gül medeniyetinin bânisi
 
Ne kadar menfilik varsa hepsi oldu bertaraf
Mis gibi çiçeklerle müzeyyen oldu her taraf
 
İlahi gelişinle güzel ahlak tamamlandı
Son nokta konuldu, kainat allandı pullandı
 
Görmedi, göremez senin gibisini bir dide
Alemlere rahmet gönderilmiş bir pesendide
 
Senin yolunda gidenler şahsiyetini buldu
Her kim sana karşı çıktıysa yok oldu, mahvoldu
 
Ezcümle seni seven bir dost, bize yâran
Seni sevmeyenin insan olmasına yok imkan
 
“Seni tanımayan beni tanımaz“ dedi Allah
Ademiyetin mümtaz peygamberisin Âliyullah
 
Allah huzuruna varmaya yoktur yüzümüz
Hepimiz pür günah kan akıtıyor gözümüz
 
Bizden âli şefkatinizi esirgemeyiniz
Tek tesellimiz sizin bize şefaat etmeniz
 
Olmasan nic’olurdu halimiz yâ Resulallah
Seni nümûne yarattı bize HAZRETİ ALLAH
 
Ummanlar yetmedi engin deryanı doldurmaya
Bir damlası yeter, dar gönlümüzü taşırmaya
 
Gelmedi gelemez, olamaz şeriki ve eşi
Hem ışıdın hem ısıttın kainatın güneşi
 
Kurtuluşu bulduk senin ferahlı âleminde
Sayende güzellikleri gördük her cihetinde
 
Seninle geçirmek vardı her anı, her demi
Susayan gönülleri sulayan şefkat zemzemi
 
Bir nigâhınla kirli ruhları temizledin
O beliğ kelamlarla gönülleri filizledin
 
 Sen gelene kadar gam ve kasavet zirvedeydi
 Sen geldin, masnuat seninle gülmeyi öğrendi
 
Aşkın doruk noktasından gönüllere süzüldün
Neler yaptılar sana yine güldün, yine güldün
 
Beddua etmedi, ne kini oldu, ne garazı
Zikirhaneye tadil eyledi küre-i arzı
 
Onlar insanlığını yitirmiş birer illetti
Sen zirvelere yükseldikçe onlar sükût etti
 
Katlettiler bir çok masumla Hazreti Hamza’yı
Harp meydanları görmedi böyle bir şühedayı
 
Kim dayanır ashabın çektiği ıstıraplara
Habbab’ın çıplak sırtını uzattılar korlara
 
Ne bir taviz verdiler ne de yaptılar takiyye
Şehadetle ilk şereflenen Yasir ve Sümeyye
 
Ah! Ammar, dağladılar ateşlerle bedenini
Demir gömlek takıp erittiler iliklerini
 
Ey Talha, kılıçlarla vurdular her tarafına
Nasıl dayandın sen yetmiş beş kılıç yarasına
 
Ya sen Musab, senin haline yürek mi dayanır
Kolları kesik halde sancağı tutan bahadır
 
Tayyar, sen de Musab’la aynı kaderi paylaştın
Takılan kanatlarınla cennete havalandın
 
Hazreti Hudeyb’i mızraklarla şehit ettiler
Mübarek yüzünü kıbleden çeviremediler
 
Hazreti Zeyd’e bir söz dahi söyletemediler
Önce işkence sonra oklara hedef ettiler
 
Duasının kabulünde çok zor kabil-i kıyas
Okçulukta zirve İran fatihi Ebi Vakkas
 
Yalnız Kur’ân ve Hadis hıfzetti Ashab-ı Suffa
Dünya nimetlerini geri tepen ehli vefa
 
İlk talebesi oldular mektebi Kur’ân’ın
Paspas, halı oldular yolunda Resulullah’ın
 
Suffa’nın cefakâr muallimi Ebu Hureyre
Yoktur halis yüreğinde menfilikten bir zerre
 
İslâm’ın kara elması sabır taşı mehveşi
Dinimizin ilk müezzini Bilal-i Habeşi
 
Resulullah’a kalkan olan Hazreti Nesibe
Celadette olabilsek keşke ona talebe
 
Harika çocuk zeka âbidesi akl-ı münbit
Bir ayda iki lisanı alt eden Zeyd bin Sabit
 
Hür olmasına vesile üç yüz hurma fidesi
Hendek fikrinin mucidi Selman bin Farisi
 
Gönlü tertemiz Resulullah’ın sadık yaveri
Aşk vecd ve coşku deryası Ebu Zerr-i Gifari
 
Vefatıyla arş-ı ala titredi avaz avaz
Defninde yetmişbin melek bulunan Sa’d Bin Muaz
 
Ey Hamza, burnunu kulaklarını koparttılar
Yetmedi, paraladılar ciğerini mahluklar
 
Yazıldı göğe Allah ve Resulü’nün aslanı
Şühedalar cumhuriyetinin cumhurbaşkanı
 
O yüce merhametle Vahşi ve Hint'i affettin
Mızrakla değil güler yüzünle zulmü altettin
 
Zulümlerin artması yıldıramadı o ruhu
O ruhun peşinden giden o güzide güruhu
 
Sana zulüm edenlerin başındaydı Ebu Cehil
Kahhar ismi başında patladı oldu sersefil
 
Uhud’ta mübarek yüzünü kanattı müşrikler
O anda her şey devreye girdi başta melekler
 
Kanın yere akmasın diye oldular seferber
Bir damla yere düşse âlem olurdu zir-ü zeber
 
Doğduğun yer Mekke seni hicrete zorlamıştı
Bazıları hakaret etmiş seni horlamıştı
 
Mekke’nin kapıları seni görünce açıldı
Sana zulüm edenler boncuk gibi saçıldı
 
Hakaikin karşısında çam gibi devrildiler
Mekke’ye girince ne kadar yanıldık dediler
 
Bir şey olacakmış gibi evlere saklandılar
Çok şükür hakikati geç de olsa anladılar
 
Bizim için en büyük nasihat Veda Hutbesi
Seni yolunda kurbanız hakikatin gür sesi
 
Bir an bezminde olaydım bin yıl yaşamaktansa
Devenin bir kılı olaydım böyle yaşamaktansa
 
Seni sırtıma alıp bir ömür çölde gideydim
Sana verilen zehirden üç öğün ben içeydim
 
Ummanlar yetmezdi sana akıtılan yaşlara
Ben hedef olaydım Taif’te atılan taşlara
 
Bir saniyelik nazarından bir nazar alaydım
O nazarın feyziyle, feyizyâb olup kalaydım
 
Muhabbet meclisinize bir defacık geleydim
Bereketli sofranızdan bir kırıntı yiyeydim
 
Hira dağında yuvarlanan bir kaya olaydım
Senin ayağından uçuruma yuvarlanaydım
 
Seni koruyan mağaranın tek bir tozu olaydım
Seninle Sıddığın sohbetini bir an duyaydım
 
Bir tel ben olaydım ankebutun yaptığı ağdan
Tek bir çalı olaydım güvercinin yuvasından
 
Bari yüzünü göreydim Medine’ye giderken
Medineli kendinden geçmiş seni karşılarken
 
Defleri ellerine aldı vurdu her birisi
Olaydım vurulan deflerden birinin derisi
 
Saldılar deveyi seçti Eyyüb’ün pak evini
Cilalayaydım ben devenin yattığı zemini
 
Olaydım Eyüp Sultanın evinin ayaktaşı
Medineli olmuş onun gönüldaşı, yoldaşı
 
Olaydım içtiğin deve sütünün bir damlası
Ne güzel yenir yanında ballı balçık hurması
 
Bir balçık olaydım Kuba Mescidi’nin harcında
Ben duraydım el pençe divan bir ömür karşında
 
Hele Mescid-i Aksa’dan Miraç’a yükselirken
Temaşa edeydim Kudüs’ün en güzel yerinden
 
O ne konuşma, o ne belagat her şeyiyle enfes
Olaydım sohbetinde ağzından çıkan bir nefes
 
Dinlemek vardı o güzel, o nezih sohbetleri
Serin çöl gecelerinin çadır muhabbetleri
 
Tebessüm eden dudaklarında çıkan hoş sözlere
Bakaydım keşke bir nebze için gülen gözlere
 
Yolunda bir geda olup bulabilsem yönümü
Bir damlası düşse taşırır fukara gönlümü
 
Kaybolaydım bir katre gibi sonsuz ummanında
Eriyip biteydim sinenin hoş sıcaklığında


Neş’et: Oluşma, yetişme, ileri gelme
Teşrif: Şeref verme, şereflendirme
Sürûr: Sevinç
İnkılap: Bir halden başka bir hale dönme
Serap: Çöllük arazide ışık kırılması sonucu görülen hayâl
Teşrifat: Resmî toplantılarda uygulanan kabul sırası, protokol
Hülasa: Kısaca, sözün kısası
Ümmetî: Benim ümmetim
Zikir: Anmak
Cezbe: Çekme, Allah’ın kulunu kendisine çekmesi ve bundan doğan hal.
Musâfaha: Karşılıklı olarak elleri iç içe almak suretiyle yapılan selamlaşma, el ele tutuşma
Deniyet: Vahşet
Şahika: Doruk, zirve
Paye: Derece, rütbe
Nazar: Bakış
Mah: Ay, sevgili
Muazzam: Büyük
Miftah: Anahtar
Menba: Kaynak
Hami: Himaye eden, koruyan
Bâni: İnşa eden veya ettiren, kurucu
Menfi: Olumsuz
Bertaraf: Bir tarafa atılan, ortadan kalkan
Müzeyyen: Süslenmiş, süslü
Dide: Göz, görmüş
Pesendide: Beğenilmiş
Ezcümle: Belli başlı, başlıca
Yâran: Dostlar, yarlar
Ademiyet: İnsaniyet, insanlık
Mümtaz: Meziyetleriyle başkalarından ayrılan, seçilmiş
Âliyullah: Allah’ın yücesi
Pür: Dolu
Âli: Yüksek, yüce, büyük
Şefaat: Araya girme, ricâcı olma. Âhirette Peygamberimizin bazı müminler için ricâcı olması
Nümûne: Örnek
Umman: Okyanus
Derya: Deniz
Şerik: Ortak
Cihet: Yön, taraf, vesile
Dem: An
Zemzem: Süryanice “dur, gitme“ anlamında, Kâbe‘nin yanındaki meşhur su
Nigâh: Bakmak
Beliğ: Sözün kısa, açık ve sanatlı söylenmesi
Gam: Keder, tasa
Kasavet: Kasvet, tasa, keder
Masnuat: Yaratılan herşey 
Beddua: Hayırduanın zıddı
Garaz: Düşmanca niyet, maksat
Tadil: Düzeltme, değiştirme
İllet: Sebep, hastalık
Sükût: Konuşmama, susma
Şüheda: Şehidler
Ashab: Arkadaşlar, Peygamberimiz Hz. Muhammed’i gören ve onun sohbetinde bulunan müslüman kimseler
Takiyye: Sakınmak, birinin mensup olduğu mezhebi gizlemesi
Şehadet: Şehid olma
Dağladılar: Kızgın demirle yaktılar
Bahadır: Yiğit, kahraman
Kabil-i kıyas: Düşünülebilen
Hıfzetti: Ezberledi
Ashab-ı Suffa: Peygamber Efendimizin Medine’deki mescidinde ikâmet eden ve ilimle uğraşan arkadaşları
Vefa: Sevgi ve dostlukta sebat ve devam
Muallim: Öğretmen
Mehveş: Ay yüzlü, güzel
Müezzin: Ezan okuyan
Celadet: Yiğitlik
Âbide: Gelecek nesillere yâdigâr kalacak eser,  anıt
Münbit: Ekilmiş olan bir şeyi iyi yetiştiren, verimli
Mucid: İcad eden, yeni bir şey bulup ortaya koyan
Yaver: Yardımcı, emir subayı
Vecd: İlahi aşkla kendinden geçme
Aşr: Dam, çatı, Allah’ın kudret ve azametinin tecelli ettiği yer
Âlâ: Daha iyi, daha yüksek
Avaz: Ses, seda
Defn: Defin, gömme
Mahluk: Allah tarafından yaratılmış
Güzide: Seçilmiş
Güruh: Kalabalık, topluluk
Kahhar: Kahreden, mahveden, kahreden kuvvet ve kudret sahibi, Allah
Sersefil: En sefil
Müşrik: Şirk koşan, bir Allah’ı inkar eden
Zir-ü zeber: Alt-üst, baş aşağı
Hicret: Hz. Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye göç etmesi.
Nasihat: Tavsiye, öğüt
Hakaik: Gerçekler
Bezm: Sohbet meclisi
Feyz: Artma, çoğalma, bereket
Feyizyab: Feyiz dolu
Muhabbet: Sevgi
Ankebut: Örümcek
Balçık: Koyu kıvamlı yapışkan çamur
Temaşa: Bakma, seyretme
Belagat: Ulaştı, söz ve yazıda; düzgün, sanatlı ve tesirli ifade
Nezih: Temiz, pak
Geda: Dilenci, yoksul
Katre: Damla