www.muhammedmustafa.net
www.muhammedmustafa.net

salavat oruçlu ağızlara yakışır  

Salavat, oruçlu ağızlara daha çok yakışır

FATMA TEMİZ

Zaman Gazetesinin Ailem ekinden alınmıştır.

Her fırsatta, Peygamber Efendimiz’e (aleyhissalatü vesselam) salât ü selam getirmemiz O’na karşı vefamızın gereğidir. Bu, O’nu hem tebrik ettiğimizin, hem de O’nun şefaatini umduğumuzun ifadesidir.

Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulur: Allah ve O’nun melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey mü’minler, siz de O’na salât (ve dua) ediniz ve samimiyetle selam veriniz.” (el-Ahzab, 33/56).

Bu âyeti kerimeyle, Peygamberimize salât ve selamlarımızla hürmetlerimizi sunmak farzdır; her Müslüman için yerine getirilmesi gerekli bir görevdir. Her Müslüman hiç olmazsa en kısa şekilde, “Allâhümme salli alâ Muhammed” “Allâhım Muhammed’i rahmetinle tebrik et ve mübarek kıl” diye salât getirir.

Namazlarda oturduğumuz zaman ‘ettahiyyâtü’ duasından sonra okuduğumuz “Allahumma Salli, Bârik...” duâları da, Hz. Peygamber’e salât getirmeyi ifâde eder. Hz. Peygamber’e salât getirmenin fazileti hakkında Resûlüllah şöyle buyurmuştur: Kim bana bir salât getirirse, Allah ona on salât (mağfiret) eder” (Tâc, Vı 145).

Hz. Peygamber’in ismi her işitildiğinde veya anıldığında salat getirilip getirilemeyeceğ i hususunda bazı alimler; bir yerde, Hz. Peygamber’in adı ne kadar anılırsa anılsın bir defa salât edilmesi yeterlidir derken, alimlerin çoğunluğu ise, Hz. Peygamber’in adı her anıldığında salât getirilmesi gereklidir demiştir.

Salâvata karşı hassas olmalıyız

Resûlü Ekrem Efendimiz de, “Yanında benim adım anılıp da bana salât getirmeyen kişinin burnu sürtünsün, hakarete uğrasın” buyurmuştur (Tâc, V, 145). Yine, imam Kurtubî hazretleri Ahzap Suresi 56’ncı ayetin tefsirinde “Rivayet olunduğuna göre” diyerek şöyle bir hadis zikretmektedir: Ashab-ı Kiram, Resûlullah’a (sas): “Ya Resulallah! Ahzab Süresi’nin, “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât eder...” ifadeleri ile başlayan âyetinin manasını açıklar mısınız? diye sormuşlar. Hz. Peygamber (sas) buyurdu ki: “Bu sorduğunuz ilm-i meknûndur (Yani insanlara açıklanmamış bilgilerdendir) . Eğer bu konuda bana sormasaydınız, onu size açıklamazdım. Allah benim için iki melek vazifelendirdi. Bir müminin yanında anıldığımda bana salat getirirse bu iki melek (ona), ‘Âllah seni bağışlasın’ diye dua ederler. Allah’ın (diğer) melekleri bu iki meleğin duasını pekiştirerek “amîn” derler, Allah da (bu duayı kabul eder)”. Bir müminin yanında anıldığımda bana salat getirmezse bu iki melek “Âllah seni bağışlamasın” diyerek beddua ederler. (Diğer) melekler de bu iki meleğin beddualarına “âmîn” derler. Allah da bu bedduayı kabul eder. (Kurtubî, el-Câmi’ Li Ahkâmil-Kur’an, XIV, 233).

 

Salât, üç kısma ayrılır

Salât, Allah’ın salâtı, meleklerin salâtı ve müminlerin salâtı olmak üzere üç kısma ayrılır:

Allah’ın Peygamberi’ne salat etmesi: O’na rahmeti ve O’ndan hoşnut olması, O’na yardım etmesi, tebliğ ettiği İslâm dinini yayarak O’nun şanını artırması, O’nun işlerini bereketli kılması, ismini yüceltmesi, O’na ahiret mükafatlarını vermesi ve getirilen salatı kabul etmesi anlamına gelir.

Meleklerin salatı şu anlama gelir: Melekler Hz. Peygamber’i çok severler; O’na en yüce makamları vermesi, dininin ve şeriatının gelişmesi ve O’nu yüksek derecelere ulaştırması için Allah’a dua ederler, istiğfar ederler; O’na salat getirenlere Allah’ın rahmetini dilerler.

Müminlerin salatı: O’na saygı ve tazimde bulunmaları, O’nunla ilgili duada bulunmalarıdır. Allah’tan, tebliğ ettiği dinin güçlenmesini, şanını artırmasını dilemek ve cennetteki Makam-ı Mahmud’u ve ümmetine şefaat etme hakkını ona vermesini istemektir.