Risale-i Nur Külliyatında Hazret-i Muhammed SAV /Şahsiyet, Mahiyet ve Hakikat-i Ahmediye (a.s.m.)
İ’lem eyyühe’l-aziz! şu gördüğün büyük âleme büyük bir kitap nazarıyla bakılırsa, nur-i Muhammedî (a.s.m.) o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir.
Eğer o âlem-i kebir bir şecere tahayyül edilirse, nur-i Muhammedî hem çekirdeği, hem semeresi olur.
Eğer dünya mücessem bir zîhayat farz edilirse, o nur, onun ruhu olur.
Eğer büyük bir insan tasavvur edilirse, o nur onun aklı olur.
Eğer pek güzel şaşaalı bir Cennet bahçesi tahayyül edilirse, nur-i Muhammedî onun andelibi olur.
Eğer pek büyük bir saray farz edilirse, nur-i Muhammedî o Sultan-ı Ezel’in makarr-ı saltanat ve haşmeti ve tecelliyat-ı cemaliyesiyle âsâr-ı sanatını havi olan o yüksek saraya nazır ve münadi ve teşrifatçı olur. Bütün insanları davet ediyor. O sarayda bulunan bütün antika sanatları, harikaları ve mu’cizeleri tarif ediyor.
Halkı o Saray Sahibine, Sâniine iman etmek üzere cazibedar, hayretefza davet ediyor.
Mesnevî-i Nuriye, Yeni Asya Neşriyat, 2006, s. 186-187.
âlem: dünya, kâinat, evren.
âlem-i ekber: büyük âlem, kâinat, evren.
andelip: bülbül.
antika: değerli, tarihî sanat eseri.
âsâr-ı sanat: sanat eserleri.
davet etmek: çağırmak.
farz edilmek: kabul edilmek, var sayılmak.
hakikat-i Ahmediye: Peygamberimizin mahiyeti, varlığının gayesi, varlığının önemi.
havi olmak: içinde bulundurmak, içermek.
i’lem eyyühe’l- aziz: ey aziz kardeşim bil ki.
kalem-i İlâhî: kâinatı bir kitap gibi yazan İlâhî kudret kalemi.
kâtip: yazıcı.
makarr-ı saltanat ve haşmet: yücelik ve hâkimiyetin göründüğü, açığa çıktığı yer.
mücessem: cisimleşmiş , maddî.
münadi: yüksek sesle çağıran, seslenen, ilân eden.
nazarıyla bakmak: bakış açısıyla bakmak, anlayışıyla bakmak.
nazır: bakan.
nur-i Muhammedî: kâinatı ve tüm varlıkları aydınlatan Peygamber Efendimizin davası, iman ve İslâm hakikatleri.
nübüvvet: peygamberlik, Allah’ın elçiliği.
risalet: elçilik, peygamberlik.
semere: meyve, netice, sonuç.
Sultan-ı Ezel: başlangıcı ol mayan ve sonsuz zamandır her şeyin hâkimi olan Allah.
şahsiyet: kişilik.
şaşaalı: gösterişli.
şecere: ağaç.
tahayyül: hayal etme, hayale getirme.
tasavvur edilmek: tasarımlamak, fikren şekillendirmek.
tecelliyat-ı cemaliye: güzelliğin yansımaları, görünmeleri.
teşrifatçı : tanıtan ve ağırlayan rehber, mihmandar.
zîhayat: canlı, hayat sahibi.