
Gayb ve İstikbal
Bir insanın sahip olduğu tüm fonksiyonlarını icra ettiği halde bilgi sahibi olamadığı alan, onun açısından genel anlamda gayb’tır. Bunlar içerisinde izafi türden olanları da söz konusudur; sözgelimi başka bir diyarda neler olup bittiğini bulunduğu yerden herhangi bir araç kullanmaksızın bilebilmek bir insan açısından mümkün değildir; ancak o diyardakiler bizce gayb olan bir durumun doğrudan tanığı olabilmektedirler. Konusunu ettiğimiz bu imkânsızlık o kişi açısından gayb dediğimiz o mefhumu doğurur. Şu halde bir insanın tanık olduğu alan oldukça dardır; bunun haricinde kalan tüm durumlar o kişi bakımından görece gaybî bir nitelik kazanır. Öte yandan bir de sadece Allâh’ın bildiği ve hiçbir kimsenin hiçbir surette tanık olamadığı gayb vardır; buna mutlak gayb denir ve yalnız Allâh’ın indindedir.
Başka mekânlardaki olayları bilebilmek mümkün olmadığından nasıl gayb sayılıyorsa başka zamanlardaki olayları bilebilmek de bir beşer açısından mümkün değildir ve gayb sayılmaktadır.
Allah Elçisine şöyle buyurmuştur:
ﭽ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤﮥ ﮦﮧ ﮨ ﮩ ﮪﭼ
‘İşte bunlar gayb haberlerindendir. Bunları sana vahiyle bildiriyoruz. Bundan önce bunları ne sen bilirdin, ne de kavmin. O halde sabret, akıbet muhakkak muttakilerindir.’[1]
Allâh’ın Elçisi (s.a.v) geçmişte yaşanmış olayları bilemeyeceği gibi gelecekte yaşanmış olayları da kendi başına bilemez. Gayb’a dair herhangi bir bilgiye re’sen erişmek hiçbir beşerin haddine değildir. Ancak Allâh elçilerinden bazılarına kendi inisiyatifiyle gayb’a dair kimi sınırlı konuları belli etmiştir. Kur’ân’la gelen gayb’a dair malumat bunun son örneklerindendir.
ﭽ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ ﭼ
‘O gayb’ı bilir. Fakat gayb’ını hiç kimseye izhar etmez. Ancak seçtiği elçiye izhar eder. Çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler salar.’[2]
Hz. Peygamberin (s.a.v) Bilgi Kaynakları
Şu halde Hz. Peygamber (s.a.v)’in geleceğe dair malumatları kendiliğinden bilme şansı bulunmayacağına göre, varsa böyle bir malumat, bunlar kendisine Allâh tarafından bildirilmiş olmalıdır. Nitekim gelecekten söz eden kimi haberler Hz. Peygamber’e (s.a.v) Kur’ân vahyi üzerinden ulaştırılmış bulunmaktadır.
ﭽ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﭼ
‘Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescidi Haram'a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi.’[3]
ﭽ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪﯫ ﯬ ﯭ ﯮﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﭼ
‘Elif, Lâm, Mim. Rumlar yenildi. (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde onlar, bu yenilgilerinin ardından mutlaka gâlip geleceklerdir. (Bu da) birkaç yıl içinde (olacaktır). Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah'ındır ve o gün müminler, sevineceklerdir. (Bu da) Allah'ın yardımıyla (olacaktır). Allah dilediğine yardım eder, galip kılar. O çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.’[4]
Konumuz çerçevesinde esas merak ettiğimiz husus Hz. Peygamber’in (s.a.v) Kur’ânı Kerîm dışında herhangi bir biçimde vahiy alıp almadığı mevzuudur. Bu konu gayri metlüv vahiy olarak bilinmektedir. Konuya dair tez ve antitezin delillerini tartışmak bu tebliğ çalışmasının kapsamı dışındadır. Ancak şu kadarını söylemek gerek: hadislerde geçen geleceğe taalluk eden malumatlar ya Kur’ân kaynaklıdır ya da gayri metlüv vahiy esaslıdır. Zira Hz. Peygamber’in (s.a.v) bu ikisi dışında gayb’a dair bir bilgiyi öğrenebilme imkânı bulunmamaktadır.
Hadislerde Teknik Bilgilerin Yeri
Allah Resulü (s.a.v), insanlığa rehber olmak üzere gönderilmiş bir·peygamberdir. Beşeriyete Allah'ın emir ve yasaklarını ulaştırır ve tüm insanların hem dünyada hem de ahirette bahtiyar olmalarını amaç edinir. Temel hedefi budur. Yoksa Allah Resulü (s.a.v)'in insanlara teknik bilgileri açıklamak ve öğretmek gibi bir görevi (esasen) yoktur. Dolayısıyla, O'nun sözlerinde doğrudan doğruya teknik öğretilerin bulunması gerekli değildir. Şu kadar var ki, her söz ilgili bulunduğu ortam hakkında bir takım malumatlar içerdiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v)'in istikbale matuf sözlerinde de istikbalde meydana gelecek teknik değişimlerin ipuçlarının olması kuvvetle muhtemeldir.
Allah Resulü (s.a.v), ümmetinin son dönemleri ile ilgili ifadelerinde, yaşadığı yüzyıldaki teknik bilgi düzeyinin kendisine vermiş olduğu referanslara dayanarak bir takım öğütler vermiş olsaydı, biz bu öğütleri kendimizle alakalı bulmakta zorlanabilirdik. Ancak durum böyle değildir. Allah Resulü (s.a.v), kendisinden sonraki ümmeti ile ilgili ifadelerinde böyle bir üslup kullanmamakta aksine gelişecek tekniğe dolaylı olarak atıfta bulunmaktadır.
Biz bu çalışmamızda, Allah Resulü (s.a.v)'in gelişen teknoloji ile ilgili ipuçları ihtiva ettiğini düşündüğümüz bazı sözlerini esas alarak, bunların güncel değerini yorumlamaya çalıştık.
Teknik Bilgilere İşaret Ederken Allâh’ın Elçisinin (s.a.v) Takip Ettiği Yöntemler
Allah Resulü (s.a.v)'in sonraki kuşaklara gönderdiği mesajlarda takip ettiği yöntemler, esas olarak şu iki ana unsurun sonucu olmaktadır. Birinci unsur, Hz. Peygamber (s.a.v)'in fitne dönemleriyle ilgili kesitler aktarırken ashabını ürkütmemek, onların aklını karıştırmamak ve onlar için de çok da anlamsız olacak şeyler söylememek için sarf ettiği çabadır. İkinci unsur, mesajın ulaştığı yerde gereken yankıyı uyandırabilmesi için yeterince yüklü olması gereğidir. Bu amaç ve bu kaygının neticesi olarak "sözlerin özü" kendisine verilen Hz. Peygamber (s a.v) her türlü edebî yöntemi kullanmıştır.
Bu yöntemler dört ana başlık altında toplanabilir.
1.Hâlihazırdaki teknolojinin terk edileceğini bildirmek suretiyle gelişen teknolojiye atıfta bulunmak.
2. Gelişen teknolojiyi sarahaten açıklamak.
3. Gelişen teknik imkânlara muhtelif yollarla işaret etmek:
a) Teşbih yoluyla
b) Bir özelliğini bildirerek
c) Çalışma prensibini vurgulayarak
d) Üstü kapalı değinerek
e) Gelişen teknolojinin sosyolojik olarak doğuracağı neticeleri ifade ederek.
Hz. Peygamberin (s.a.v) Teknik Gelişmelere Yaklaşımı
Allah Resulü (s.a.v)'in teknik yeniliklere yaklaşımının olumlu olduğu görülmektedir. Peygamber (s.a.v)'in teknik yenilikleri bir araç olarak algıladığı ve bunları en güzel şekilde kullandığını söyleyebiliriz. Örneğin, rivayetler, Bizans'ın Mısır Vâlisi Mukavkıs tarafından gönderilen hediyelerin içerisinde bir cam bardak bulunduğunu ve Hz. Peygamber (s.a.v)'in, su içmek için bu cam bardağı kullandığını belirtir.[5] Ancak Peygamber (s.a.v) bir dinin peygamberidir ve yaptığı her işi o dinin ölçüleri içerisinde kalarak yapamaya çalışır. Buna misal olarak da, Necâşi tarafından hediye edilen "Habeşî kaşlı" altın yüzüğü gösterebiliriz. Hz. Peygamber (s.a.v), altın erkeklere haram olduğu için onu kendisi kullanmaz, torunu Ümâme'ye takınması için verir.[6]
Temîmu'd-Dârî'nin "Ya Resulallah! Sana Şam'da inşasını gördüğüm şekilde bir minber yapayım mı?[7] şeklindeki teklifi üzerine veya bir kısım rivayetlerde geçen "Cemaatin artması ve hatta bazı kimselerin Hz. Peygamber (s.a.v)'in sözlerini işitemeden dönmesi[8] üzerine, bizzat Hz. Peygamber (s.a.v)'in emriyle,[9] diğer bazı rivayetlerde de "halkın artması ve Medine'ye çok sayıda heyetin gelmeye başlaması üzerine herkesin görebileceği bir yüksekliğe çıkması için müslümanların talebi üzerine[10] Hz. Peygamberin mescidinde minber inşa edilir. Mimarın hüviyeti çeşitli rivayetlere göre farklı farklıdır. Buhârî'nin Cabir'den kaydettiği bir rivayete göre, Medineli bir kadının, mesleği marangozluk olan Rûmî bir kölesidir.[11]
Öte yandan sözgelimi kandil, başlangıçta 'mescitlerde ve evlerde bulunmadığı halde" mescitlere sokulur ve Hz. Muhammed (s.a.v) tarafından güzel bulunur.[12]
Bir başka örnek, mühür edinilmesi ve mektupların mühürlenmesidir. Hz Peygamber (s.a.v), civar hükümdarlara mektup göndermek istediği vakit "Fars ve Rum'un, mühürlü olmayan mektupları kabul etmeyeceklerine dair yapılan uyarı üzerine, derhal emir vererek kendisine bir mühür kazdırtıp mektupları, her seferinde onunla mühürler.[13]
Bir başka enteresan örnek ise şöyledir; Câhiliye devrinde gümüşten yapılan bir takma burun, kokmaya başlayınca Hz. Peygamber (s.a.v), altından yapılmasını emreder.[14] Bu misal Resulullah (s.a.v)'in teknik ve terakki konusunda ne kadar açık olduğunun güzel bir örneğidir.
Hz. Peygamber (s.a.v)'in askerî teknik karşısındaki tutumundan da bahsetmemiz gerekir. Hemen belirtelim ki, kendi devrinde kullanılan silahlardan herhangi biri için: "Bu müşrik icadıdır" veya "imalidir" diye herhangi bir tefrike yer vermeden hepsini kullanmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v)'in silahları meyânında zırh, kılıç, miğfer, ok ve yay gibi o devirde bilinen bütün çeşitlere rastlanır.[15] İbni Hişam'ın kaydına göre, Taif’in kuşatılması sırasında kalelerin yıkılabilmesi için tavsiye edilen mancınığı Yemenden getirtmiş ve bu silahla İslam'da ilk taşı kendisi (s.a.v) atmıştır.[16]
Teknik deyince sadece harp silahlarını anlamak gerekmez. İranlılarca bilindiği halde Arapların ve müslümanların henüz meçhulü olan ve hicretin beşinci yılında Medine'yi işgale karar veren müşrik birliklerine karşı şehri savunmada başvurulan "hendek usulü" de harp tekniğinden sayılmalıdır. Selman-ı Farisî, bu tekniğin uygulanmasını teklif ettiği zaman, Hz. Peygamber kabul etmiş ve derhal uygulamaya koymuştur.
Hz. Peygamber (s.a.v)'in düşmana karşı kuvvetli olma hususunda koyduğu ve her devirde geçerliliğini muhafaza edecek olan bir ölçüyü burada hatırlatmamız gerekmektedir. Kur'an-ı Kerim’de geçen,
ﭽ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬﯭ ﭼ
(Ey inananlar!) onlar (düşmanlar)a karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, çünkü onunla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz’[17] ayetinde müminlere hazırlanması emredilen "kuvvet"i açıklarken Hz. Peygamber (s.a.v):
ألا إن القوة الرمي ألا إن القوة الرمي ألا إن القوة الرمي
"Bilin, kuvvet atmaktır, bilin, kuvvet atmaktır, bilin, kuvvet atmaktır"[18] diye üç kere tekrar ederek her devrin ‘atma’ aygıtlarına süratle, vakit kaybetmeden ayak uydurmamızı teşvik etmiş; mutlak manada baskın olmamız için de ‘atma’ imkânı, mahareti ve tekniğinde düşmanlara üstünlüğümüzü korumamızı ve önde gitmemizi emretmiştir.
Hz. Peygamber (s.a.v): "Kim yeni ve güzel bir çığır açarsa ve kendisinden sonra da onunla amel edilirse, amel edenlerin ecri, onların ecrinden hiçbir şey eksiltilmeksizin, aynen kendisine gelir’[19] buyurur. Bu hadis ve Resulullah (s.a.v)'in yukarıda çeşitli örnekler vererek anlatmaya çalıştığımız kişisel davranışları, müslümanları, ihtiyaç duyulan teknik imkânları kaynağına bakmaksızın derhal benimsemeye veya sıfırdan icat etmeye fevkalade özendirmiş olmalıdır.
Teknik Gelişmelere İşaret Eden Hadisler
1-Genel Manada Gelişmelerin Tümüne Birden İşaret Eden Haberler
Allah’ın Elçisi’nin (s.a.v) sözlerinde kıyametin kopmasına yakın bir zamanda harikulade olaylar olacağına dair haberler mevcuttur. Bu tür haberlerin içerisinde muayyen bir gelişmeye işaret etmekten ziyade, gelişmelerin genel anlamda, büyüklüğüne dikkat çekilmiştir.
حدثنا أبو اليمان أخبرنا شعيب عن الزهري وحدثني محمود حدثنا عبد الرزاق أخبرنا معمر عن الزهري أخبرني أنس بن مالك رضي الله عنه أن النبي e خرج حين زاغت الشمس فصلى الظهر فلما سلم قام على المنبر فذكر الساعة وذكر أن بين يديها أمورا عظاما!
Enes İbn Mâlik şöyle anlatıyor: Peygamber (s.a.v) güneş tepeden kayınca evinden çıktı ve öğle namazını kıldırdı. Selam verince minbere çıktı ve kıyameti anarak kıyamete doğru çok büyük olaylar olacağını andı.[20]
أمورا عظاما (büyük olaylar) ifadesi her türlü sosyal ve teknik gelişmeyi içine alabilecek bir ifadedir. ‘Büyük olayların’ kıyamete yakın bir vakitte gerçekleşeceğinin bildirilmesi, bu ifadeyle ‘gelişen teknolojinin ortaya çıkardığı harikulade olayların’ kastedilme ihtimalini artıyor. Filvaki, içinde bulunduğumuz zaman böyle bir zamandır ve insanlar nazarında teknik gelişmelerden daha enteresan bir olay bulunmamaktadır. Öyle ki içinde bulunduğumuz çağ bilim ve teknoloji çağı olarak anılmakta ve bilimsel olmayan hiç bir şey kabul görmemektedir. Aşağıda vereceğimiz hadisi şerif ve ayeti kerime bu düşüncemizi güçlendirmektedir.
أخبرنا أبو يعلى قال حدثنا خلف بن هشام البزار قال حدثنا أبو عوانة عن الأسود بن قيس عن ثعلبة بن عباد عن سمرة بن جندب قال قام يوما خطيبا فذكر في خطبته حديثا عن رسول الله e...........وإنه سيظهر على الأرض كلها غير الحرم وبيت المقدس وإنه يسوق المسلمين إلى بيت المقدس فيحاصرون حصارا شديدا قال الأسود وظني أنه قد حدثني أن عيسى بن مريم يصيح فيه فيهزمه الله وجنوده حتى إن أصل الحائط أو جذم الشجرة لينادي يا مؤمن هذا كافر مستتر بي تعال فاقتله ولن يكون ذلك كذلك حتى تروا أمورا عظاما يتفاقم شأنها في أنفسكم وتساءلون بينكم هل كان نبيكم ذكر لكم منها ذكرا.
Semura İbn Cündüb bir hutbesinde Allah’ın Resulü’nden (s.a.v) Deccal hakkında uzun bir hadis zikrederek, hadisin bir bölümünde Peygamberin (s.a.v) şöyle dediğini rivayet etti: ‘Muhakkak ki o (Deccal), Mescidi Haram ve Beytü’l-Makdis hariç her yerde ortaya çıkacaktır. Müminleri Beytü'l-Makdis'de muhasara altına alarak onları büyük bir depreme (sıkıntıya) tabi tutacaktır. Daha sonra Allah, onu ve ordusunu helak edecektir. Öyle ki, ağaçların dalları bile "Ey Müslüman! Burada bir Yahudi var gel de onu öldür" diye bağıracaktır. Tüm bunlar, yadırgayacağınız ve kendi aranızda "peygamberiniz size bundan hiç bahsetmemiş miydi?" diye soracağınız büyüklükte (harikulade) olaylar olmadıkça gerçekleşmez.[21]
Bu hadisi şerif de gösteriyor ki, konusunu ettiğimiz enteresan gelişmeler, Deccal’dan ve kıyametten önce olacak olaylardır. Hz. Peygamber (s.a.v)'in gelişmelerin insanoğlunda uyandıracağı hayrete dikkat çekmesi, ilerlemenin akıl almaz boyutlara ulaşacağının bir göstergesi olsa gerektir.
Kanaatimize göre bilim ve teknoloji, Deccal gelmezden evvel olabildiğince gelişecek ve Deccal’ın göstereceği harikulade olayların teknik zeminini oluşturacaktır. Yukarıdaki hadiste geçen 'ağaç dalının konuşması' olayını da, eğer keramet ve benzeri bir mefhuma hamletmezsek, onu dahi bu kapsamda değerlendirebilir, müminlerin böyle bir teknik donanıma sahip olacağı düşüncesine varabiliriz. Kaldı ki Peygamber (s.a.v) ve ashabının yaptığı savaşlarda bile böylesi bir olağanüstülük yaşanmamış, Cenabı Hakk'ın nusreti gelirken, imtihan dünyası dediğimiz yeryüzündeki fiziki şartlar ortadan kaldırılmamıştır. Aksine ashap, Bedir'de muzaffer olurken Uhud'da okçuların tutumu neticesinde dağılmak zorunda kalmıştır.
ﭽ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﭼ
"Ta ki yeryüzü güzelliğini üzerine alınca ve süslenince ve halkı da ona (yeryüzüne) muktedir (sahip) olduğunu sanınca, emrimiz (azabımız) gece veya gündüz ona gelerek sanki daha dün zenginleşmemiş gibi onu helak ettik.[22]
Ayeti Kerime’de yeryüzünün süslenmesinden ve insanların yeryüzüne sahiplenmelerinden bahsedilmektedir. Gerçekten bugün insanoğlu yeryüzünü olabildiğince imar etmiş, süslemiş bulunmaktadır. Ayrıca yeryüzünün bütün hazinelerini ortaya çıkarmış, aklı ve zekâsıyla yeryüzünü kontrolü altına aldığını sanmaktadır. Bununla da yetinmeyerek bir yandan da Ay'a ve diğer gezegenlere el atmaya çalışmaktadır. Tüm bu yaptıkları ona güven vermekte dolaysıyla onu azgınlığa ve sınır tanımazlığa sürüklemektedir. Öyle sanıyoruz ki bu süreci, Deccal, hadisi şeriflerde anılan olağanüstü gücüyle tamamlayacak ve böylece bilim ve teknoloji yeryüzünde yaşayan insanların en son batıl dini olacaktır.
2- Spesifik Gelişmelere Ayrı Ayrı İşaret Eden Haberler
A- Ulaşım Teknolojisi
Hz. Peygamber (s.a.v)'in istikbalde olacaklar hakkında bilgi verirken takip ettiği yöntemleri daha önce incelemiştik. Şimdi Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in günümüz ulaşım teknolojisi ile ilgili vermiş olduğu ipuçlarını görmeye çalışalım.
Devenin Arap Toplumundaki değerini ve önemini biliyoruz. İnsanların, devesiz hiç bir şeyin olamayacağını düşündükleri bir dönemde, Allah Resulü (s.a.v), açık bir dille, ulaşım teknolojisindeki değişim sürecinin ilk ayağını oluşturan "ulaşımda hayvanların terk edilmesi" olayını nasıl dillendirdiğini görelim.
حدثنا قتيبة بن سعيد حدثنا ليث عن سعيد بن أبي سعيد عن عطاء بن ميناء عن أبي هريرة أنه قال قال رسول الله e والله لينزلن بن مريم حكما عادلا فليكسرن الصليب وليقتلن الخنزير وليضعن الجزية ولتتركن القلاص فلا يسعى عليها
Hz. Ebu Hureyre rivayet ediyor; "Allah'a yemin olsun ki, Meryem oğlu İsa (a.s), âdil bir hakem olarak (tekrar) yeryüzüne inecektir. Haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracaktır. Develer de terk edilir; artık kimse onların üzerinde seyahat etmez.[23]
O gün için develerin terk edileceğini söylemekle bugün için otomobillerin, uçakların, trenlerin terk edileceğini söylemek arasında kanaatimizce hiç bir fark yoktur. Allah Resulü (s.a.v), bu sözü söylemekle en azından teorik düzeyde, insanların kafasındaki değer yargılarını sarsmış; ulaşım teknolojisindeki her türlü yeni gelişmenin önünü açarak bu sürecin habercisi olmuştur.
Vaktiyle Arap Toplumunda ekonomik hayatın ve sosyal yapının en etkin öğesi durumunda olan develer, bugün artık bu görevlerini kaybetmiş, çöllerde başıboş gezinir olmuşlardır. Ne dişi olanına itibar eden vardır, ne de gebe olanına! Hacca gidenlerimiz çöllerde develerin başıboş salındıklarını müşahede ederler. Ulaşım teknolojisinin bölgeye ulaştığı ilk yıllarda, yollar inşa edilip vasıtalar ithal edilince, bütün gelirini deve sırtında nakliyat yaparak temin eden bedevi Araplar zor durumda kalmışlardır.
Hadisi şerif'te geçen "Onların (develerin) üzerinde seyahat edilmez artık" ifadesi dikkat çekicidir. Bu ifadeden aşağıdaki iki hususu çıkarmamız mümkündür.
• Hayat devam etmektedir ve henüz kıyamet kopmamıştır,
•• Develer en önemli görevlerini kaybetmiş ve artık binek amacıyla dahi kullanılmamaktadır.
Arz ettiğimiz bu iki husustan da anlaşılacağı üzere Hz. Peygamber (s.a.v), vaktiyle insanların vazgeçilmez ve çok değerli vasıtaları olan develerin terk edileceğine, seyahatin, develeri unutturacak imkanlarla donatılmış yeni vasıtalarla devam edeceğine işaret etmektedir, denilebilir.
Allah Resulü (s.a.v) bundan bir adım daha öteye giderek, ulaşım teknolojisinin gelişmiş bulunduğu günümüz dünyasından bir kesit aktararak meydana gelecek gelişmelerden ne denli haberdar olduğunu şöyle göstermiştir:
أخبرنا أبو يعلى قال حدثنا أبو خيثمة قال حدثنا عبد الله بن يزيد المقرئ قال حدثنا عبد الله بن عياش بن عباس قال سمعت أبى يقول سمعت عيسى بن هلال الصدفي وأبا عبد الرحمن الحبلي يقولان سمعنا عبد الله بن عمرو يقول سمعت رسول الله e يقول سيكون في أخر أمتي رجال يركبون على سروج كأشباه الرحال ينزلون على أبواب المساجد نساؤهم كاسيات عاريات على رؤوسهن كأسنمة البخت العجاف إلعنوهن فإنهن ملعونات لو كان وراءكم أمة من الأمم خدمهن نساؤكم كما خدمكم نساء الأمم قبلكم.
Abdullah İbn Ömer, Peygamber Efendimiz (s.a.v) 'den şöyle işittiğini rivayet ediyor; "Son zamanlarına doğru ümmetimden öyle erkekler olacak ki onlar bineklere benzer eğerlere[24] binerler, cami kapılarında inerler, hanımları giyinik oldukları halde çıplaktırlar. Başları deve hörgücünü andırır. Onlara lanet edin çünkü onlar melundurlar.[25]
Hadisi şerifi bir bütün olarak ele aldığımızda aşağıdaki notları çıkarabiliriz:
i) Peygamber Efendimiz (s.a.v) ümmetinin son döneminden bahsetmektedir.
ii) Söz konusu toplumda maneviyat zayıflamış, ahlak bozulmuştur. Buna rağmen namaz hala kılınmaktadır.
iii) İnsanlar koca koca eğerlere binmektedir.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, Allah Resulü (s.a.v)'in bugünlerden veya bugünlere çok yakın bir zamandan bahsettiği anlaşılacaktır. Hadisi şerifte geçen "koca koca eğerler" ifadesi dikkat çekicidir. Çünkü "eğer" cansız bir metadır. Üstüne binilerek bir yerden bir yere gidilemez. Binaenaleyh, Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu ifadeyle gelişen teknolojinin orta yere çıkardığı ve kıyamete kadar çıkaracağı bütün ulaşım vasıtalarını murat etmiş olabilir.
Hakim'in rivayetinde geçen "çok büyük eğerler" ifadesi tezimizi güçlendirmektedir. Şu kadar var ki, zaman tünelinden geçmek ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in dönemine erişmek mümkün olsaydı ve bizden bugün için kullandığımız seyahat vasıtalarını onlara tanıtmamız istenseydi, bir otomobil için "çok büyük ve kendiliğinden hareket eden bir eğer" ifadesinden daha veciz bir anlatım bulamazdık.
Kur'anı Kerim'de Cenabı Hakk şöyle buyuruyor:
ﭽ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭼ
"Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve süslenmeniz için (yarattı). Allah bilmediğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır."[26]
Nitekim bu ayetten de anlaşılacağı üzere, eskiden insanlar, taşıma aracı olarak büyük ölçüde hayvan gücünden yararlanmış oldukları halde, zamanla ve özellikle son asırda nakil vasıtaları, gerek çeşit, gerekse sürat bakımından akıllara durgunluk veren bir gelişme göstermiştir. İşte yukarıdaki ayetin "Allah bilmediğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır" mealindeki ifadesi bu gelişmeye işaret etmektedir ve şüphesiz bu gelişme, Allah'ın insanlara en büyük lütuflarından biridir. Böylece Cenabı Hak, günümüz insanına, "Biz bu hayvanları artık binek olarak kullanmıyoruz ki" sözünü söyletmemiştir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v), bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır.
حدثنا أبو خيثمة زهير بن حرب حدثنا الوليد بن مسلم حدثني عبد الرحمن بن يزيد بن جابر حدثني يحيى بن جابر الطائي قاضي حمص حدثني عبد الرحمن بن جبير عن أبيه جبير بن نفير الحضرمي أنه سمع النواس بن سمعان الكلابي ح وحدثني محمد بن مهران الرازي واللفظ له حدثنا الوليد بن مسلم حدثنا عبد الرحمن بن يزيد بن جابر عن يحيى بن جابر الطائي عن عبد الرحمن بن جبير بن نفير عن أبيه جبير بن نفير عن النواس بن سمعان قال ذكر رسول الله e الدجال ذات غداة .... قلنا يا رسول الله وما إسراعه في الأرض قال كالغيث استدبرته الريح!
Nevvas İbn Sem'an şöyle anlatıyor: "Allah Resulü (s.a.v) bize bir gün Deccal’dan bahsetti... Dedik ki; Ya Resulallah! Onun yeryüzünde hızı nedir? Dedi ki; Rüzgarın savurduğu yağmur gibidir."[27]
Deccal kıyamete doğru zuhur edecek bir kişidir. Dolayısıyla onun kullanacağı vasıtaların ne kadar gelişmiş olacağını tahmin ve tasvir etmek zordur. Ancak şu kadar var ki, büyük bir ihtimalle bugün bizim kullandığımız vasıtalardan daha gelişmiş olacaktır. Peygamber (s.a.v) muhtelif hadisi şeriflerinde Deccal’ın değişik özelliklerine değinmiştir. Bunları incelediğimizde görüyoruz ki Deccal, son derece gelişmiş teknik donanımları olan birisidir. Peygamber (s.a.v), onun teknolojik gücünü ashabına, onların anlayacakları bir üslup içerisinde anlatmıştır. Bunlardan birisi de yukarıdaki hadisi şerifte geçen husustur. Hz. Peygamber’in (s.a.v), Deccal’ın kısa sürede yeryüzünü fesada boğacağını bildirmesi üzerine ashap, hayretler içerisinde kalmış ve birtakım sorular sormuşlardır. Sorulardan birisi de Deccal’ın hızı ile alakalıdır. Peygamber (s.a.v), onun hızını rüzgarın savurduğu yağmura benzeterek birçok ipucu vermiştir. Biz, bugün mevcut vasıtalar açısından yorumlayacak olursak, Peygamber (s.a.v)'in bu son sözleri uçağın çalışma ilkesi ile mutabık bir olayı anlattığını görürüz, çünkü uçak yerin çekim ivmesini yenmek için hava gücünü kullanır. Yani tıpkı bir yağmur damlası gibi rüzgârın üstüne biner. Dolayısıyla kanaatimizce burada Allah Resulü (s.a.v) insanların da bir gün aynı gücü kullanarak havada hızlı bir şekilde seyahat edebileceklerine işaret etmiştir. Mukayese basit olmasına rağmen, bu sonucun beşer akıl düzeyinde temayüz etmesi, belli bir teknolojik birikimi gerektirmiş ve uçağın icat edilmesi bin yılı aşkın bir süre sonra ancak gerçekleşebilmiştir. Bunun yanı sıra hadisi şerifte geçen ifadenin çok yönlü izahı, belki de kıyamete doğru geliştirilecek yeni ulaşım imkânları sayesinde mümkün olacaktır.
Peygamber (s.a.v), kıyamet kopmadan önce olacaklara ilişkin açıklamalarda bulunurken şöyle buyurmuştur:
حدثنا أبو اليمان قال أخبرنا شعيب قال أخبرنا أبو الزناد عن عبد الرحمن الأعرج عن أبي هريرة قال قال النبي e لا تقوم الساعة حتى يقبض العلم وتكثر الزلازل ويتقارب الزمان وتظهر الفتن ويكثر الهرج وهو القتل القتل.
"İlim kabz olunmadan, zelzeleler artmadan, zaman kısalmadan, fitne ortaya çıkmadan, ölümler artmadan, kıyamet kopmaz."[28]
Aynı temaya işaret eden benzer hadisi şerifler, muhtelif hadis kaynaklarında mevcuttur. Gerçek anlamda zamanın kısalması, ancak astronomik dengelerin bozulmasıyla söz konusu olabilir. Bu ihtimal, biraz uzak bir ihtimaldir. Bizce zamanın kısalması, teknolojinin sunduğu imkânlar ve getirdiği külfetler neticesinde, insanoğlunda meydana gelen, duru ve sade yaşantı biçiminden, karmaşık ve hızlı yaşantı biçimine geçiş münasebetiyle zamanın geçerli dilimlerinin göreceli olarak tükenmesidir. Nitekim hadisi şerifin bu meyanda yorumlanmasını destekleyen başka hadisi şerifler de mevcuttur. Örneğin, Aleyhissalatü vesselam efendimiz buyuruyorlar ki:
حدثنا عباس بن محمد الدوري حدثنا خالد بن مخلد حدثنا عبد الله بن عمر العمري عن سعد بن سعيد الأنصاري عن أنس بن مالك قال قال رسول الله e لا تقوم الساعة حتى يتقارب الزمان فتكون السنة كالشهر والشهر كالجمعة وتكون الجمعة كاليوم ويكون اليوم كالساعة وتكون الساعة كالضرمة بالنار قال أبو عيسى هذا حديث غريب من هذا الوجه وسعد بن سعيد هو أخو يحيى بن سعيد
Enes İbn Malik rivayet ediyor: "Zaman kısalmadan kıyamet kopmaz, öyle ki, bir yıl bir ay gibi, bir ay bir cuma gibi, bir cuma bir gün gibi, bir gün bir saat gibi, bir saat de bir ateş kıvılcımı gibi olur."[29]
Nitekim eskiden bir yılda kat edilen mesafe bugün birkaç saatte kat edilmektedir.
Gelişen uçak ve tren teknolojisi, buna imkân vermektedir. Adeta insanoğlunun zihninde bulunan zaman mefhumu, küçülmüş, yok olmuştur. Mesafelerin, "kaç aylık yol?" diye sorulduğu günlerden "kaç saatlik yol ?" diye sorulduğu günlere gelinmiştir. Başka başka şehirlerde ders veren hocalar, başka başka şehirlerde ticarethane açan tüccarlar, hepsi, yeryüzünün küçüldüğünü gösteriyor.
B-Haberleşme Teknolojisi
Haberleşme teknolojisi, Hz. Peygamber (s.a.v)’in döneminden günümüze kadar geçen sürede çok hızlı bir gelişim trendi izlemiştir. O günün haberleşme imkan ve koşulları ile günümüz haberleşme teknolojisi mukayese edilemeyecek kadar farklıdır. Böyle olmasına rağmen, Allah Resulü (s.a.v), sahip bulunduğu vahiy kültürü neticesinde birtakım vesilelerle günümüz haberleşme teknolojisine işaret etmiş, muhtelif ipuçları vermiştir. Mülahaza edebildiklerimizi şöylece sıralayabiliriz.
Haberleşmenin ne kadar hızlı bir hal alacağını anlatan hadisi şeriflerden birisi şöyledir:
أخبرنا عمرو بن علي قال أنبأنا وهب بن جرير قال حدثني أبي عن يونس عن الحسن عن عمرو بن تغلب قال قال رسول الله e إن من أشراط الساعة أن يفشو المال ويكثر وتفشو التجارة ويظهر القلم ويبيع الرجل البيع فيقول لا حتى أستأمر تاجر بني فلان!
Amr İbn Tağlib Allâh’ın Elçisinden (s.a.v) şöyle rivayet etmiştir: Malın çoğalması, ticaretin yaygınlaşması, ilmin zuhur etmesi ve bir de malı satan adamın alıcıya, ‘Hayır, tâ ki falanca oğullarının tüccarına bir danışayım’ demesi kıyametin alâmetlerindendir.[30]
O dönemde alışverişler, yöresel pazarlarda gerçekleştirilirdi. Satıcının, bir başka kabilenin tüccarından piyasa araştırması yapması, hele hele bunu, alışveriş esnasında gerçekleştirmesi ulaşım ve haberleşme imkânları açısından muhal bir olay idi. Dolayısıyla burada, Allah Resulü (s.a.v), hızlı bir haberleşme yöntemine işaret etmiş olabilir. Öyle ki malın satışı, yüz yüze, sözlü olarak gerçekleştirildiği halde, satıcı bir başka kabilenin veya milletin tüccarından bilgi almayı, malın tesliminden önce yapmak istemektedir. Satıcının bunu kısa bir zaman içerisinde yapması gerekir. Bundan dolayı burada, bizim tabirimizle, en fazla beş on dakika içerisinde gerçekleştirilebilecek bir haberleşme türüne işaret ediliyor gibi bir durum söz konusudur. Bugün bu sektörde internet, cep telefonları, fakslar ve telefonlar yaygın olarak kullanılmakta, piyasaların nabzı saniye saniye tutulmakta, adeta Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in işaret ettiği husus, harfiyen gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.
Gelişen haberleşme teknolojisinin neticesinde, kitle iletişim araçları da gelişmiş, medya denen bir kavram ortaya çıkmıştır. Bilgi akışı büyük bir sürat kazanarak, adeta özgürlüğüne kavuşmuştur. İyi ya da kötü, her türlü bilgi, toplumun her kesimine ulaşmakta, her kesimini bilgilendirmektedir. Medyada açık oturumlar düzenlenmekte, münazaralar gerçekleştirilmekte, fikir teatileri halkın görüşüne sunulmaktadır. Öyle ki bugün herkes, her konuda, kendini bilgili saymakta, her konuda bir şeyler söylemektedir.
Hadisi şeriflerde geçen "ilmin yaygınlaşması" ve "ilmin zuhur etmesi" gibi ifadeler büyük bir ihtimalle bu olaya işaret etmektedir. Nitekim Allah Resulü (s. a.v), bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
أخبرنا مخلد بن مالك عن حجاج بن محمد عن ليث بن سعد عن معاوية بن صالح عن أبي الزاهرية يرفع الحديث ان الله قال أبث العلم في آخر الزمان حتى يعلمه الرجل والمرأة والعبد والحر والصغير والكبير فإذا فعلت ذلك بهم أخذتهم بحقي عليهم!
أخبرنا مخلد بن مالك ثنا مخلد بن حسين عن هشام عن الحسن قال من طلب شيئا من هذا العلم فأراد به ما عند الله يدرك ان شاء الله ومن أراد به الدنيا فذاك والله حظه منه!
Peygamber Efendimiz (s.a.v), Cenabı Hakk'ın şöyle dediğini anlattı; "Ahir zamanda ilmi yaygınlaştıracağım, öyle ki, erkek-kadın, efendi-köle, küçük-büyük herkes onu bilecek. Onlara bunu yaptığım vakit, üzerlerindeki hakkımdan ötürü onları (azabıma) alırım.[31]
Hasan-ı Basri hazretleri şöyle demiştir; "Her kim bu ilmi talep eder de Allâh için kullanırsa umduğuna kavuşur, her kim de (bu ilimle) dünyayı murat ederse işte onun nasibi de vallahi o kadar olur.’’ [32]
Peygamber (s.a.v)'in bu sözleri, sanki doğrudan çağımızı hedef alıyor. Çağımızın bir isminin de bilgi çağı olduğunu düşünürsek, Hz. Muhammed (s.a.v)'in ne kadar mühim bir noktaya işaret buyurduklarını anlayabilmemiz kolaylaşır. Bugün için insanlara bilgiyi ulaştıran araçları bir gözden geçirelim: Kitap, gazete, televizyon, radyo, internet ve benzeri. Bunların tamamının gelişen haberleşme teknolojisinin bir ürünü olduklarını görürüz. Eski çağlarda olduğu gibi, bilgi, erişilmesi güç bir şey değildir artık. Tam tersi, bugün, en ücra bir köyde dahi televizyon ve radyoyu bulmak mümkündür. Hasan-ı Basri Hazretlerinin bu konudaki sözü de madalyonun diğer bir yüzüne işaret ediyor gibidir. Şöyle ki, ilim ışıktır, kılavuzdur, insan ancak onunla şaşkınlıktan kurtulabilir. İlime erişemeyen insanlar bir bakıma mazurdurlar. Ancak, ilim ellerinin altına serilen insanlar, dalalette ısrarcı olurlarsa, ilim gibi büyük bir nimete karşı küfrani nimette bulunmuş olurlar ki, bu da insanı azaba müstahak kılar. Çağımızda ilmin erişilebilirliğini olumlu yönde kullananlar olduğu gibi, aynı erişilebilirliği menfi yönde kullanarak ahlaksızlığın, zulmün, taşkınlığın doruklarını zorlayanlar da mevcuttur. Bu ise çok büyük bir nimete karşı yapılan çok büyük bir zulümdür. Hadis-i Kudsî’de Peygamber (s.a.v), nimetin de, azabın da büyük olacağına değinmiş bulunmaktadır. Evet, bilgiye ulaşmanın çok çok kolaylaştığı, diğer bir deyimle haberleşme imkânlarının baş döndürücü bir hızla arttığı günümüzde, bu hadisi şerif çok manidar bir şekilde önümüzde durmaktadır.
Haberleşme teknolojisinin günümüz dünyasına sunduğu imkânlara işaret eden hadis-i şeriflerden en ilgi çekici olanı ise şöyledir:
حدثني أبي ثنا أبو اليمان انا شعيب حدثني عبد الله بن أبي حسين حدثني شهر أن أبا سعيد الخدري حدثه عن النبي e قال بينا أعرابي في بعض نواحي المدينة في غنم له عدا عليه الذئب فأخذ شاة من غنمه فأدركه الأعرابي فاستنقذها منه وهجهجه فعانده الذئب يمشي ثم أقعى مستذفرا بذنبه يخاطبه فقال أخذت رزقا رزقنيه الله قال واعجبا من ذئب مقع مستذفر بذنبه يخاطبني فقال والله إنك لتترك أعجب من ذلك قال وما أعجب من ذلك فقال رسول الله e في النخلتين بين الحرتين يحدث الناس عن نبأ ما قد سبق وما يكون بعد ذلك قال فنعق الأعرابي بغنمه حتى ألجأها إلى بعض المدينة ثم مشى إلى النبي e حتى ضرب عليه بابه فلما صلى النبي e قال أين الأعرابي صاحب الغنم فقام الأعرابي فقال له النبي e حدث الناس بما سمعت وما رأيت فحدث الأعرابي الناس بما رأى من الذئب وسمع منه فقال النبي e عند ذلك صدق آيات تكون قبل الساعة والذي نفسي بيده لا تقوم الساعة حتى يخرج أحدكم من أهله فيخبره نعله أو سوطه أو عصاه بما أحدث أهله بعده!
Ebu Said el-Hudrî Peygamber (s.a.v)'den rivayet ediyor; "Bir Ârabî, Medine civarında koyunlarını otlatırken, bir kurt saldırdı ve sürüsünden bir kuzuyu aldı. Ârabî kurdun peşine koşup yetişti ve kuzuyu kurttan kurtararak kurdu azarladı. Kurt, Ârabî ile inatlaştı ve yere oturarak kuyruğunu salladığı bir halde şöyle dedi: Allâh’ın bana verdiği bir rızkı benden geri aldın!’’. Ârabî, ‘’ne kadar ilginç, bir kurt oturur bir vaziyette kuyruğunu sallayarak benimle konuşuyor" dedi. Kurt, "sen bundan daha ilginç olanını arkanda bırakıyorsun" dedi. Ârabî, "bundan daha ilginç olanı nedir?" diye sordu. Kurt, "Allah Resulü (s.a.v)'dir, iki taşlık arasında bulunan iki hurmalığın arasında insanlara geçmişte olanları ve gelecekte olacakları haber veriyor" dedi. Bunun üzerine Ârabî, koyunlarını sürerek Medine'nin civarına bir yere getirdi ve Allah Resulü (s.a.v)'in yanına gelerek kapısını çaldı. Peygamber (s.a.v) namazını kılınca, "koyunların sahibi olan Ârabî nerede?" diye sordu. Ârabî ayağa kalktı. Allah Resulü (s.a.v), ona, "neler gördüğünü neler işittiğini insanlara anlat bakalım" dedi. Ârabî, kurttan ne gördüyse, ne işittiyse hepsini anlattı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) dedi ki, "doğru söyledi, bunlar kıyamet kopmadan önce olacak olan ayetlerdir. Nefsim yedi kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, biriniz evinden çıktıktan sonra, evinde neler olup bittiğini, çarığı veya kırbacı veya asası ona haber vermedikçe kıyamet kopmaz."[33]
Hadisi şeriflerde görüldüğü gibi Peygamber (s.a.v) sarih bir şekilde, normalde konuşkan olmayan cansız birtakım nesnelerin, kıyametin kopmasına az bir zaman kala, insanlara muhtelif yerlerden bilgiler taşıyacaklarını haber vermektedir. Bir sopanın bir çarığın bir kırbacın konuşacağından bahsetmektedir. Gerçekten kurt haklıdır! Geçmişten haber veren ve gelecekte neler olacağını bildiren, hele hele cemadatın bir gün konuşacağını haber veren bir peygamber, konuşan bir kurttan çok daha ilginçtir.
Cenabı Hakk’ın kendisi için:
ﭽ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭼ
"O, kötü arzularına göre konuşmaz. O (nun konuşması, kendisine) vahyedilenden başkası değildir"[34]
buyurarak teyit ve tazim ettiği Peygamber (s.a.v), her konuda olduğu gibi, bu konuda da doğru olanı söylemiştir. Bugün en basit bir teyp veya plaktan, bir odanın camındaki ses titreşimlerini çok uzaktan çözebilen çok işlevli küçük bir entegreye kadar, bu alanda bu fonksiyonu yerine getiren yığınla elektronik cihazlar icat edilmiştir. Geçmişte insanların ellerinden düşürmedikleri kırbaç ve asaların yerini bugün cep telefonları almıştır. İnsanlar nerede olurlarsa olsunlar, istedikleri an, eşleriyle, çocuklarıyla, mesai arkadaşlarıyla irtibat kurabilmekte onlarla konuşabilmektedirler. İnsanlık olarak ilk başta olduğumuz noktaya döner de gelişmelere şöyle bir bakarsak görürüz ki gerçekten de insanlar, bu kutucuklarla bir insan gibi konuşmakta onları muhatap almaktadırlar. İnsanlar gezegenlere içinde insan bulunmayan araçlar göndermekte ve bu araçlar marifetiyle, uzaydan görüntülü bilgiler elde etmektedirler. Beşeriyet haberleşme teknolojisinin doruklarını zorlarken, Peygamber (s.a.v)'in haber vermiş olduğu hususu da harfiyen gerçekleştirmiş olmaktadır.
C- Savaş Teknolojisi
Bu konuda Peygamber (s.a.v)'in çok özlü işaretleri bulunmaktadır, denilebilir. Öyle ki gelişen harp sanayinin en belirgin özelliği olan "az sayıda mühimmat-çok sayıda tahribat’’ niteliğine vurgu yapılarak bu konudaki gelişmelere işaret edilmiştir.
حدثنا أبو اليمان قال أخبرنا شعيب قال أخبرنا أبو الزناد عن عبد الرحمن الأعرج عن أبي هريرة قال قال النبي e لا تقوم الساعة حتى يقبض العلم وتكثر الزلازل ويتقارب الزمان وتظهر الفتن ويكثر الهرج وهو القتل القتل حتى يكثر فيكم المال فيفيض
Ebu Hureyre (r.a) Peygamber (s.a.v)’den şöyle rivayet etmiştir; "Kıyamet, ilim kabz olunmadan, depremler artmadan, zaman kısalmadan, fitne zuhur etmeden ve herc çoğalmadan kopmaz. O da (herc) ölümdür, ölümdür, tâ ki mal aranızda çoğalıp bollaşsın.’’[35]
Fitne, ilk insandan beri var olan bir şey olduğu halde fitne için "zuhur edecek" tabirinin kullanılması, fitnenin aşırı derecede yayılması, yaygınlaşması ile izah edilebilir. Fitnenin bu derece yaygınlaşabilmesi için ise haberleşmenin çok hızlı olması gerekir. Kitle iletişim araçlarının bulunması gerekir. Ulaşımın hızlı olması gerekir. Alt etme duygusunu kışkırtacak, yeterince savaş gücü ve teknolojisi olması gerekir. Tüm bunlar toplumsal bir fitnenin ateşlenebilmesi için gereken temel unsurlardır. Bu unsurların bulunmadığı bir toplumda çıkan bir fitne lokal kalmaya mahkumdur.
Savaşlarda ölüm faktörünün artması bugünkü harp sanayinin gelişmiş olmasıyla öylesine doğrudan ilişkilidir ki kılıç, ok, mızrak ve benzeri savaş aletleriyle yapılan savaşlardaki ölü sayısının bugünküne oranla ne kadar düşük olduğunu düşünürsek onu anlamamız kolaylaşır. Bugün içinde bir tek pilotun bulunduğu bir uçak dahi, yüzlerce ve hatta binlerce insanı ölümle tanıştırabilmektedir. Çünkü onun atacağı bir kimyasal bomba bir şehri tümüyle tahrip edebilir. Bu saydıklarımız tahribat amacıyla üretildikleri için ölüm faktörünü artırmaları bir anlamda doğal karşılanabilir. Fakat gelişen teknolojinin iyi niyetli olarak imal ettiği vasıtalara baktığımızda bunların da ölüm faktörünü artırdığını görebiliriz. Düşen uçaklar, çarpışan otomobiller, batan gemiler. Hepsi her gün yüzlerce insanın ölmesine neden olmaktadır. Maalesef teknoloji denen bu madalyonun arka yüzü karanlıktır.
حدثنا عبد الله حدثني أبي ثنا أبو كامل وعفان قالا ثنا حماد عن سهيل قال عفان في حديثه قال أنا سهيل بن أبي صالح عن أبيه عن أبي هريرة قال قال رسول الله e لا تقوم الساعة حتى يمطر الناس مطرا لا تكن منه بيوت المدر ولا تكن منه الا بيوت الشعر
Ebu Hureyre (r.a.) Peygamber (s.a.v)’den şöyle rivayet etmiştir: ‘‘Kentlerdeki evlerin, etkisinden korunamadığı sadece (taşradaki) çadırdan evlerin, etkisinden emin olabildiği bir yağmur insanlar üzerine yağmadıkça kıyamet kopmaz.’’[36]
Allah Resulü (s.a.v) büyük bir olasılıkla havadan kullanılan kitle imha bombalarına işaret etmiştir. Çünkü bu tür bombalar pahalı olmaları hasebiyle hedef-isabet riski göz önünde bulundurularak kitlesel hedeflerde kullanılmakta, bireysel hedeflerde kullanılmamaktadır. Bunun doğru olduğunu varsayarsak, Hz. Peygamber (s.a.v) burada kitle imha bombalarını yağan bir yağmura benzetmiş bunun yanı sıra bu bombaların tahrip niteliğini ve tesir alanını belirtmiştir, diyebiliriz.
حدثنا الحسن بن عرفة حدثنا إسماعيل بن عياش عن أبي بكر بن أبي مريم الغساني عن راشد بن سعد عن سعد بن أبي وقاص عن النبي e في هذه الآية قل هو القادر على أن يبعث عليكم عذابا من فوقكم أو من تحت أرجلكم فقال النبي e أما إنها كائنة ولم يأت تأويلها بعد قال أبو عيسى هذا حديث حسن غريب.
Sa’d İbn Ebi Vakkas, ‘De ki: Allah, size üstünüzden veya ayaklarınız altından bir azap göndermeğe kâdirdir’ ayeti kerimesi hakkında Peygamber (s.a.v)’in şöyle dediğini rivayet etti: ‘bu olacaktır, ancak tevili henüz gelmedi’.[37]
Peygamber (s.a.v)'in "tevili henüz gelmedi" sözünü, ilerde Cenabı Hak'ın bu ayetteki maksadını inkişaf ettirecek gelişmeler olacak biçiminde anlarsak, ayeti kerimede geçen azap çeşitlerini bugünkü harp teknolojisi içerisinde yorumlayabiliriz. Örneğin, bugün mevcut olan ve havadan kullanılan bütün silahlar gökten inebileceği belirtilen azaba bir numune teşkil edebilir. Ayrıca, yer altına döşenen, mayın türü bombaları da yer altından gelebileceği belirtilen azap türüne benzetebiliriz. Ayeti kerimede geçen azapların, Cenabı Hak'tan gelecek, beşer yapısı olmayan türden olacağını düşünmek de mümkündür. Ancak bunun kesinlikle böyle olacağını söylemeyi gerektirecek bir kayıt bulunmamaktadır. Aksine hadis-i şerifte geçen ifade ilk yaptığımız yorumu destekler mahiyettedir. Böylece Cenabı Hak sözünü ettiğimiz azap türlerini beşer eliyle ve beşer yapısı silahlarla göndermiş olacaktır.
D- İnşaat Teknolojisi
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuya işaret eden bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır.
حدثنا عبد الله حدثني أبي ثنا علي أنا ورقاء عن أبي الزناد عن الأعرج عن أبي هريرة قال قال رسول الله e لا تقوم الساعة حتى يتطاول الناس بالبنيان.
Ebu Hureyre (r.a.) Peygamber (s.a.v)’den şöyle rivayet etmiştir: ‘İnsanlar binaları yükseltmekte yarışmadıkça kıyamet kopmaz’.[38]
Binaların yüksek bir biçimde inşa edilmeleri ancak inşaat teknolojisindeki gelişmelerden sonra mümkün olabilmiştir. Bugün modern dünyanın en büyük özelliği çok katlı yapılar, yani gökdelenlerdir. Bir şehrin gelişmişliği orada bulunan çok katlı yapıların yükseklikleriyle birlikte değerlendirilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v), günümüz dünyasının bu bâriz özelliğine dikkat çekmiştir, denilebilir.
Sonuç
Hz. Peygamberin (s.a.v) yaşadığı dönemde kendisine arz edilen teknik yaklaşımlara açık olduğunu söylemek eldeki veriler ışığında mümkündür. Hatta onun bu türden yeniliklerle barışık olduğunu, bunları ödüllendirip teşvik ettiğini dahi söyleyebiliriz. Bu tür yaklaşımların konu edildiği hadislerde Hz. Peygamberin kendi dönemindeki teknik öneri ve yenilikler konu edilmektedir. Bunlar teknik boyutu olan hadislerin ilk grubunu teşkil eder.
Hz. Peygamber (s.a.v)’in hadislerinde müstakbel teknik gelişmelere dair ifadeler ise daha dolaylı bir bağlamda gündeme gelmektedir. Bunlar çoğunlukla ileride ümmetin başına gelecek fitneler hususunda uyarı içeren hadislerin içinde yer alır. Filhakika, bu hadisler miktar bakımından çok değildir; oldukça sınırlıdır. Ancak az sayıda olsalar da ilginç olmaları bakımından dikkat çekidir.
Bahse konu hadislerin sıhhat dereceleri farklı farklıdır. İçlerinde sahih olanların yanı sıra zayıf hadisler de mevcuttur. Öte yandan oldukça sarih beyanlarla teknik gelişmelere atıfta bulunanlar olduğu gibi sathi kalanlar da söz konusudur. Mücmel olanlarla sahih olanlar arasında bir korelâsyondan bahsedilebilir.
Bu türden hadisler metni açısından mütalaa edildiğinde ise karşımıza kimi açılardan izahı güç durumlar ortaya çıkabilmektedir. Zira ileriye dönük nitelikli tahmin yapmak hele hele teknik açıdan bunu başarmak oldukça zor bulunur bir haslettir. Bu açıdan bakıldığında bu tür hadislerde geçen teknik gelişmelere yönelik atıflar, hadislerin vahiy kaynaklı olması gerektiği düşüncesine katkı yapar bir mahiyet arz edebilmektedir. Söz konusu durumu vahiy harici, bir şekilde ravi tasarrufu olarak değerlendirmek kimi zaman daha zor görünmektedir. Bahsettiğimiz bu durum özellikle sarih olanlarla alakalıdır; nitekim bu türden hadisler çoğunlukla isnat bakımından daha gevşek görünmektedir.
Geleceğe yönelik haberlerinde Hz. Peygamber’in (s.a.v) sathi ifadeler kullandığı hadislere gelince bunları, doğrudan spesifik gelişmelere indirgemek mümkün olduğu gibi daha geniş bir açıdan yorumlamak da imkân dahilindedir. Eldeki veriler bu türden mücmel hadislerle sınırlı olsaydı yorum açısından iddialı bir yaklaşımda bulunmanın önü belki kesilebilirdi.
Öte yandan teknik gelişmelere bir şekilde değinen hadisleri benzeri âyetler eşliğinde değerlendirmek çoğu zaman daha isabetli sonuçları doğurabilmektedir; zira Kur’ân ifadeleri hem anlam bakımından daha yoğun hem de lafız bakımından irdelenmeye daha elverişlidir.
Tarihî süreç içerisinde bu türden bağlamları ihtiva eden hadislerin hangi saiklerden ötürü uydurulabileceklerine yahut türetilebileceklerine dair bir fikir yürütmek kolay görünmemektedir. Nitekim bu türden bir teknik yaklaşım bir ravi açısından ne ifade eder? Ona hangi katkıyı sağlayabilir? Bu hadisleri manipüle edenler hangi sonuçları hesaplamış olabilirler? Bu türden hadislerin kısa vadede ne siyasi ne de iktisadi bir sonucu olur! Dolayısıyla bu hadisleri, isnadı bakımından sıkıntılı olsalar dahi, metni bakımından tahlil ederek kısa yoldan mevzu hadis kategorisine atmak, özellikle teknik açıdan düşünüldüğünde tereddüde yol açmaktadır. Zira kimi hadislerdeki teknik atıflar, tarihi arka plan ve derinlik hesaba katılırsa, bilim kurgu senaristlerine taş çıkartacak cinstendir!
[1] Hud/49.
[2] Cin/26-27.
[3] Feth/27.
[4] Rum/1-5.
[5] Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, V, 77; İbn Mace, Sünen, 3478, Eşribe, 27.
[6] İbn Mace, Sünen, 3688, Libâs, 40; Ebu Davûd, Sünen, 4235, Hâtem, 8.
[7] İbn Hacer, el-İsâbe, I, 183.
[8] Dârimî, 1519, Salat, 202.
[9] Dârimî, 32, Mukaddime, 6.
[10] Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, II, 181.
[11] İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, II, 90; III, 48-49.
[12] İbn Hacer, el-İsâbe, I, 184.
[13] Buhârî, el-Câmiu’s-sahîh, 5875, Libâs, 51; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VI, 449; XII, 444; XVI, 264.
[14] Nesâî, es-Sünen, 5161, ziynet, 41; Tirmizi, Sünen, 1770, Libâs, 30.
[15] Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, V, 271.
[16] İbn Hişâm, es-Sîretü’n-nebeviyye, III, 483.
[17] Enfal/60.
[18] Müslim, el-Câmiu’s-sahîh, 1917, İmâret, 52; Tirmizi, Sünen, 3083, Tefsir, 9.
[19] Müslim, el-Câmiu’s-sahîh, 1017, Zekât, 21; İbn Mâce, Sünen, 191, Mukaddime, 35;
[20] Buhâri (7294), el-Câmiu’s-sahîh, İ‘tisâm, 4. Ayrıca bkz. Buhâri (7294), el-Câmiu’s-sahîh, Mevâkît, 11.
[21] Ahmed İbn Hanbel, Müsned, 19318, V, 16, 50.
[22] Yunus/24.
[23] Müslim, el-Câmiu’s-sahîh, 155, İmân, 71.
[24] Hâkim, Müstedrek, II, 436. Hâkim de aynı hadisi rivayet etmiş, ancak سروج keimesi yerine مياثر kelimesini vermiştir. Aynı hadisi şerifin sonunda مياثر ‘in سروجا عظاما (çok büyük eğerler) anlamına geldiği geçmektedir. Hâkim, hadisi şerif’in Buhârî ve Müslim’in şartlarına uygun olduğu kaydını düşmektedir.
[25] İbn Hibbân, Sahih, 13, 64, 5753.
[26] Nahl/8.
[27] Müslim, el-Câmiu’s-sahîh, 1937, Fiten, 11.
[28] Buhâri, el-Câmiu’s-sahîh, 1036, Cuma, 104.
[29] Tirmizî, es-Sünen, 2332, Zühd, 21.
[30] Nesâî, es-Sünen, 4456, Buyû, 3.
[31] Dârimî, Sünen, 255, Muhakaddime, 27.
[32] Dârimî, Sünen, 256, Muhakaddime, 27.
[33] Ahmed İbh Hanbel, Müsned, III, 84.
[34] Necm/4.
[35] Buhârî, el-Câmiu’s-sahîh, 85, İlim, 24.
[36] Ahmet İbn Hanbel, Müsned, 7510,II, 262.
[37] Tirmizî, es-Sünen, 3066.
[38] Buhâri, el-Câmiu’s-sahîh, 50, İmân, 36.