Muhammed Mustafa SAV

Anasayfa e Kitap Hayatı Fotoğraflar Kitaplar Linkler Ses Nükteleri Şiirler Yazılar Ziyaretçi Salavat English
Sâlat ve Selâm

Sâlat ve Selâm

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu

07.04.2006- Yeni Şafak

I- Marketten çıkmış eve gidiyordum. Küçük kız annesine sordu: "Anne Peygamberimiz koç burcuymuş öyle mi?" Kadın ile göz göze geldik, sorunun cevabını dilenir gibi baktı yüzüme. Verilmiş cevap bazen geri alınıp imha edilemeyecek sahnelere sebep olacağı için hiç cevap vermemek en iyisidir. Sükutuma tebessüm ektim.

Kadın ille de cevap vermemi bekliyor. Küçük kıza sen koç burcu musun diye sordum. Başını sallayıp evet dedi. Peygamber Efendimiz'le aynı burçtan olmanın değil, onun davranışlarıyla aynı davranışlara sahip olmamızın önemli olduğunu söyledim ayak üstü. Annesi koç burcu ya da değil dememi tercih ederdi. Nereden mi çıkarıyorum? Küçük kızın hangi davranışlar diye merakla sorduğu soruyu bana ulaşmasını engelleyen bir eda ile çiğneyip geçmesinden.

Bu olaydan birkaç gün sonra bu defa benim kızım aynı soruyu sordu. Durup dururken. İlk tepkim neden böyle bir soru sorduğu oldu. "Arkadaşım söylüyor. O koç burcu, biz değilsek ne yapalım?"

Durum hakikaten vahim.

II- Kutlu Doğum Haftası yeni bir adettir ve bu adetin ruhunun olmadık yerlere kanat açmaması için dikkatli davranmak gerekiyor. Çünkü bilindiği gibi biz Efendimiz'in doğumunu Mevlid Kandili ile kutluyoruz. Mevlid Kandili'nin günü kameri aya göre hesaplandığı için her yıl değişik bir zamana denk gelerek bütün günleri dolaşmış oluyor. Yukarıdaki çocuğun sorusu yeni bir sorudur bu bakımdan. Bu günün çocukları birkaç yaş büyüdükten sonra "Kutlu Doğum Haftası"nın Mart ayına denk geldiğine tanık olacaklar ancak.

Mevlid Kandili'nin resmi bayram olarak kutlanması yanlış hatırlamıyorsam İttihat ve Terakki dönemine rastlıyor, 1910 yılına. Öteki ile karşılaşmanın hızlı ve ani olduğu dönemlerde "zihin boşluk bırakmaz" çıkarımına uygun olarak, ötekinde olan bizde olmayan, törenler yoluyla ikame edilmeye çalışılıyor. Ama genellikle bu eşitlenme çok faydacı ve günü kurtarma anlayışına yenik düşerek, faydadan daha çok zarar getirecek bir "çoğalmayı" da doğurabiliyor.

1910 yılında resmi olarak yapılan Mevlid Bayramı kutlamaları cumhuriyetin ilanına kadar devam ediyor. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Mevlit Bayramı bayram kapsamından çıkarılıyor. Fakat nat ve Mevlid-i Şerif yazma geleneği devam ediyor.

Son yıllarda yarışmalar yoluyla nat yazmak özendirilemeye çalışılıyor. Kutlu Doğum Haftası belediyeler tarafından etkin bir şekilde kutlanmaya çalışılıyor.

Mart ayının sonundan itibaren bazı belediyeler bendenizi arayarak geçen yıl dile getirmiş olduğum eleştirileri dikkate aldıklarını, tavsiyelere açık olduklarını bildirdiler.

Telefonda söylemiş olduğum hususları burada da dile getirmekte fayda var. Dini kutlamalar ile şov maksatlı kutlamaların birbirine karıştırılmaması için "Kutlu Doğum etkinlikleri" kitlesel olarak kutlanmaktan kaçınılmalı. Ne demek istiyorum? Bir defalığını on bin kişilik stadyumu doldurmaktan ziyade, on ayrı yerde yüzer kişilik kutlama faaliyetleri düzenlemek daha samimi olacaktır. Kitlesel olan her şey duygunun dilini yıpratır.

Kutlu Doğum Haftası kutlamalarında metafizik bir ürperti ile insanı en yüksek mertebeye çıkarması gereken şiir dilinin pespaye bir sıradanlığa teslim edildiğini görmek üzüntü verici. Piyasada "ilahi" adı altında dolaşan "şey"lerin beste ve güfte değerinin çok düşük olması sizi incitmiyor mu? Bu durumun karikatür krizinden daha vahim olduğunu düşünüyorum.

Aslolan kutlamak değil. Efendimiz'in Ahlakı ile ahlaklanabilmek. Efendimiz'in ahlakı ile ahlaklanmak sadece bir haftaya bir güne sığdırılabilecek bir şey değildir. Ümid ediyorum ki, toprağın tohumu kabul etmek için en uygun olduğu bahar mevsimi kalbimize de gelmiştir ve biz Efendimiz'in ahlakı ile ahlaklanmış olarak; öfkenin değil sevginin, gösterişin değil yardımlaşmanın, kendimizi değil ötekini düşünmenin, ben demeden önce sen demenin, Allah'tan başka kimseye kul olmayacak kadar özgür, bir karıncayı incitmekten korkacak kadar merhamet ehli olmanın tohumunu kalbimizde yeşertiriz. Ancak o zaman yapmaya çalıştığımız kutlamalar gerçekten "kutlu" olur.

Diyanet'in Kutlu Doğum Haftası'nı Diyarbakır'dan başlatmasını çok anlamlı buluyorum. Ayrılıktan değil "aynı"lıktan beslenmenin zamanı.

Bu vesile ile Mevlid Kandilinizi tebrik ediyor Cenab-ı Allah'tan mesafeleri eritecek ibadetler nasip etmesini; gönülden gönüle, doğudan batıya, kuzeyden güneye köprüler kurmasını niyaz ediyorum.