ust

Anasayfa Salavat Hayatı Nükteleri Yazılar Şiirler Fotoğraflar Kitaplar Ses e Kitap Ziyaretçi Linkler @ Mail English
 
 
Günün Kitabı

 

Yaşayan Kur'an

 
EDİTÖRDEN SEÇMELER

Mevlid-i Nebi

En Sevgili

İlk Hutbe

Salât, Salavât (I)

Peygamberimiz okuma yazma biliyor muydu?

O, bir nurdu

Hacerü'l-Esved cennetten mi geldi?

Medine-i Münevvere

Anlat bize Uhud

Sevdim seni

O'nu Yaşamak

Seviyoruz seni

Levlake hadisi

Hoş geldin Efendim
Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam
Mirac'iye
Adalet Peygamberi(s.a.v)’ne…
Efendimiz'i rüyada görmek
Peygamberimizle bir saat konuşmak

Mekke Medine Fotoğrafları

Peygambere bağlılık

  Ellerimiz elinizdedir efendim

24 saati nasıl geçerdi

Selam Sana Ey nebi

  Kutlu bir çocukluk hatırası
Resulüm  
Kutlu olsun
Ey Nebi
Efendimizi Sevmek
Selam sana Peygamberim
Sevgililer Sevgilisisin MUHAMMED
Peygamber Efendimiz'in Bir Günü
 Peygambere Sevgi ve Saygı
 Muhammed'i Çok Özledim
Makam-ı Mahmud nedir?
Nur-u Muhammed Olmadan Asla
Gül Medeniyetinin Müstesna Gülü
Adı Güzel Muhammed
Ey Güzel
Canım Efendim
Senin aşkın

Anlat bize Ey Uhud

 

Anlat bize Ey Uhud!

Ayşenur Kahveci

03 Mayıs 2008 - www.haber7.com

Bu kutsal topraklarda başımı ne yana çevirsem Efendimizi, asr-ı saadeti hatırlatan bir şeyler görüyorum mutlaka. Başka bir deyişle, her bir dağ, taş, bana Efendimizi, asr-ı saadeti hatırlatıyor. Her bir karışı O’nu ve ashabını hatırlatan bu topraklarda sizlere hangi güzelliklerden bahsedeceğimi şaşırmış durumdayım. Zamanla hepsinden bahsetmek istiyorum elbette fakat öncelik olarak Uhud dağından ve Uhud savaşından  bahsetmek istedim.

Uhud,  Mescid-i Nebevi’ye beş kilometre uzaklıkta, yüksekliği yüz on metre olup uzunluğu sekiz kilometre olan bir dağdır. Uhud dağı ismini, yanlızlığından almış. Etrafında başka dağlar bulunmadığı, tek başına olduğu için Uhud  ismini almış. Rengi  kırmızı tonlarında. Efendimiz, üzerinde Allah için nice kanların döküldüğü bu mübarek dağdan övgüyle bahsetmişdir. Bir seferinde: “Uhud bizi sever, biz de Uhud’u severiz” buyurmuştur.

Uhud dağına ilk gittiğimde çok heyecanlanmıştım. Burada, evden çıktığım anda başlıyor bu heyecan bende. Attığım her adımda Efendimizi düşünmeden edemiyorum. O’nun geçtiği, yürüdüğü yollarda yürüdüğümü düşünmek, mübarek gözünün baktığı yerleri görmek her seferinde daha çok mutlu ediyor beni. Her seferinde “Çok şükür Allahım hala burdayım” diyorum.

Uhud dağına doğru yola çıktığımızda da bu halet-i ruhiye içindeydim. Uhud’u karşımda gördüğümde çok şaşırmıştım, mutlu olmuştum, heyecanlanmıştım. Dimdik duruyordu karşımda. Kırmızı kırmızı  sanki bana bakıyordu. Resulullahı anlatmak istercesine, beni asr-ı saadete götürürcesine bakıyordu. Ben de ona, okurcasına, gözümü kırpmadan, nefes bile almadan bakıyordum. Uhud savaşını hayal ediyordum sanki görmüşcesine.

Anlat dedim Uhud’a, anlat bana Efendimi, anlat bana Allah yolunda senin üzerinde dökülen kanları, anlat bana mübarek sahabelerin nasıl savaştıklarını, anlat bana “Allah Allah” diye düşmana doğru koşan mübarekleri... Canlarını Allah yolunda gözlerini bile kırpmadan vermek isteyen Ashab-ı Kiramı anlat. Bir yandan Efendimizi koruyup diğer yandan da aslan gibi vuruşan mübarekleri anlat. Okçular tepesini anlat. Nasıl olmuştu da Efendimizin sözünden çıkmışlardı. Nasıl olmuş da O’nu dinlememişlerdi. Halbuki Resulullah onlara “Ben emretmedikçe burdan ayrılmayın” demişti. Tam da kureyşliler kaçmaya başlamıştı ki, okçular Efendimizin sözünden çıkıp yerlerinden ayrılmışlardı.

Anlat Uhud, hepsini anlat bana. Efendimiz zannedip Hz Mus’ab’a kıyan haini, Efendimizin mübarek dişini kıran kafiri anlat. Savaşta yaralanan sahabelerin yaralarını saran mübarek kadınları, Vahşi’nin mızrağıyla şehit olan arslan gibi kükreyerek savaşan, şehitlerin babası Hamza’yı anlat. Efendimizi korumak için kollarını, bacaklarını kalkan yapan, bu yolda kolunu kaybeden Talha’yı anlat.

Safiyye’nin; kardeşi Hz Hamza’nın paramparça olmuş cesedini gördüğünde ki teslimiyetini anlat. Öyle ki, ensardan bir kadın da babasının, kardeşinin ve kocasının şehit olduğu haberini alınca sadece Efendimizin nasıl olduğunu sormuş ve sağ olduğunu  haber alınca “çok şükür” demiş, rahatlamıştı. Nasıl bir teslimiyettir bu, nasıl bir Peygamber aşkıdır bu. Nasıl bir Peygamber aşığıdır bu. Efendimizi mübarek dişi kırıldığında bağrında sen saklamışsın müşriklerden, kızı Fatıma mübarek babasının kanayan yanağını da bu mağarada tedavi etmiş. Bugün milyonlarca müslüman bu mübarek mağarayı görmek için tırmanıyor sana. O’nun dinlendiği bu mağarayı sırf görmek için... O’nu gören dağı taşı görmek için... İşte  bu kadar hasretiz, bu  kadar muhtacız O’na.

Yetmiş tane sahabe şehit olmuş Allah yolunda, senin üzerinde mübarek canlarını vermişler. Müşrik kadınlar nasıl da iğrençlikler yapmışlar sahabelerin cesedlerine, nasıl kıymışlar, nasıl yapabilmişler bu çirkinlikleri. Nasıl bir kin, nasıl bir nefrettir bu. Nasıl bir cahillik, nasıl bir nasipsizlikdir bu. Sen nelere şahit olmuşsun Ey Uhud.

Efendimiz, ömrü  boyunca bu savaşı, bu savaşta şehit olan mübarekleri unutamamış. Vefatına kadar Uhud şehitlerinin  kabirlerini ziyaret etmiş. Bugün ise o mübarek şehitlerin kabirlerini Ümmet-i Muhammed  ziyaret ediyor  Ey Uhud. 

Asırlardır ziyaretine gelen müslümanların hepsi, sana, tıpkı benim şu anda baktığım gibi baktılar. Tüm bunları görmek ister gibi, bugün Uhud savaşının tek şahidi olan senden duymak ister gibi baktılar. Bir dile gelebilsen kimbilir neler anlatırsın bize Ey Uhud!

 sitemizdeki yazılar

Anlat bize Ey Uhud!

MEDİNE-İ MÜNEVVERE