Muhammed Mustafa SAV

Anasayfa e Kitap Hayatı Fotoğraflar Kitaplar Linkler Ses Nükteleri Şiirler Yazılar Ziyaretçi Salavat English
Şehre Dön

Şehre dön efendim!...

Prof. Dr. İskender Pala

Kutlu Doğum vesilesiyle... / Teri gül kokana selamdan sonra, /

Yıllar yılıydı... Çölde alevler ve küfürler kavuruyordu insanlığı. Gün ortasında kızıl kayalara çarpan kan izlerini tutuşturmaktaydı nefesler dalga dalga. Geceler büsbütün yalandılar; belki hiç yaşanmadılar.

Sözcükler yetim, sevgiler hançer sokumlarına mahkumdu. Körebeler çiziyordu gözlerini gerçeğin ve miller koyu grilerin katıksız acılarını besteliyordu kıymık kıymık yüreklerde. Zamansız açan goncalardan kan akardı gülistanlara. Çırçır böceklerinin rüya aralığında cinayetler işlenir; babalar kızlarını gömerdi toprağa. Cinnet karargâhına dönen yüreklerde hep aynı boşluk; hep aynı sesin ağına düşmekte kadınlar; şirk yüzlerce dilden konuşmaktaydı her adımda. Masum kelebekler çarmıha gerilmekteydi, yalnızca masum ve narin oldukları için. Güçsüzlerin gücünü emerek güçlenirdi güçlüler... Yıllar yılıydı...

Ve bir gün, Ebabiller, kara yere kardılar Ebrehe’nin fillerini asit yağmurlarınca. O gün, bir gonca, ana rahminde yetim kalmıştı ve Kabe’nin duvarını bir kırlangıçtı çığlık çığlığa kucaklayan Cebrail kanatlarıyla... Bir şair kollarını açmış yalvarıyordu Ukaz panayırında: “Yaklaşıyor yaklaşmakta olan!.. Yaklaşıyor yaklaşmakta olan!..”

* * *

Bir goncaydı; inciler kokulu... Hiçbir gül fidanı dökmemişti bunca kutlusunu goncanın, ve hiçbir gülde bir araya gelmiş değildi bunca güzellik. Bir goncaydı; dışından içi görülüyor, zâhirinden bâtını okunuyordu. Bir goncaydı; yeşil kundağında gül–i rânâ; belki berrak sadefinde dür–i yektâ...

Avizesi cevzâ, ışığı dolunay idi gecenin. Melek kanatlarıyla döşendi Sündüs. Ve Gül, yıllar yılı, çağlar çağı beklenen Gül, fani can taşıyan kimseciklerden habersiz, kuytu bir iklimde, nazenin fidanının üzerinde açıverdi. Her an yapılan ve yeniden yıkılan köhne dünya, haberi olmasa da nesîm–i câvidân bulacaktı. Ve bekleyenler, kaç bin yıldır O’nu beklemekteydiler oysa. Âhir zaman kokusu yayıldı kuzeylere ve güneylere, mağrib ve maşrıklara...

Avizesi cevzâ, ışığı dolunay idi gecenin...

Bir Gül açtı, ve yeminler edildi ömrüne.

Bir Gül açtı, taşırdı sevinç ırmaklarını.

Bir Gül açtı, ve dünya ilk kez dünya olduğunu hissetti.

Bir Gül açtı, varlık doruğa ulaştı.

Bir Gül açtı, ve önünden sonu hayırlı oldu beşeriyetin.

Yeleleri rüzgâra yaslanmış küheylanlar şaha kalktılar sonra, Semave’den Save’ye, Bahira’dan Nuşirevan’a, haberler ilettiler dört bir yana.

–Muştular size ve bize!.. dediler, Muştular toprağa ve suya!.. Kadim haberlerin haberi geldi. Karanlık gecenin kara bulutlarına dolunay doğdu.

Feleğin sazendesi kudûmuna sevinçle vurdu ve Arş–ı âlâda melekler gülbanga başladılar hep bir ağızdan Hicaz faslında:

Zaman o gül gibi gül görmedi zaman olalı

Gülün güzelliği dillerde dâsitân olalı

* * *

Şafak serinliğini dupduru sularla yıkadı melekler, ve gecenin rengiyle taradılar saçlarını Gül yüzlünün. Aynalara asılıp kaldı baharlar. Zaman ne kutlu zaman oldu, çağlar ne saadetli çağlar... Sevgioğulları oymağında... Sevinçli çocukların yüzünde... Kırağı çalmayan gül dallarında... Hep seçilmiş kullardı... Hep seçilmiş kalplerdi... El ele ve yan yana... Bir Gül’ün kokusuyla mest, bir Gül’ün rengiyle sarhoş!.. Ah! Ne olaydı Rabb’im orda olsaydım!.. Orda açılsam, orda solsaydım!..

* * *

Asırlarca süren bir tatlı rüya idi. Hiç başımızı kaldırmadık yastıklardan, hiç gözümüzü açmadık nedense...

Derken film bitti, ışıklar yandı... Bir de baktık ki ifritlere sardırmışız dört bir yanını Gül’ün. Kokusunu karayellere kaptırmış; rengini muson yağmurlarına çaldırmışız...

Şimdi amansız sınırlar örülü aramızda. Baldıranlar döküyor dallarında gülbünler. Ve müziksiz son sahnede hep kötü adamların alaylı kahkahaları...

* * *

Kokunu ver bana Gül’üm, boyanı ver bana!.. Mahmurluğuma ıtır ıtır sabûh, dimağıma elvan elvan lezzet ol... Seninle kendimi bulayım ya, ya kendimden geçeyim yeniden. Yani ki ya renginle boyanayım, ya rengin girsin yeniden rüyama; ve bir daha mahşerde uyanayım.

Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed'sin efendim

Hak'tan bize sultân-ı müeyyedsin efendim

 

Prof

 

Prof. Dr. İskender Pala

 

Şairin kendi sitesi

www.iskenderpala.net

 

Şairin Sitedeki Yazıları

Ya Habiballah!.. Ya Rasulallah!..

Gül Medeniyetinin Müstesna Gülü

Gel Ey Güllerin Efendisi

Vahdetin Gülü

Hakikatli Sevgili

Şehre dön efendim!...

 

Şair'in Sitedeki Şiirleri

Sen Gidince

 

Şairin Sitedeki Kitabı

Gül Şiirleri

 

Şair'in Sitedeki Şiir tercümesi

Su Kasidesi

 

Prof. Dr. İskender Pala ile yapılmış bir röportaj

İyi ki hoca olarak yaratılmışım