Muhammed Mustafa SAV

Anasayfa e Kitap Hayatı Fotoğraflar Kitaplar Linkler Ses Nükteleri Şiirler Yazılar Ziyaretçi Salavat English
Peygamberin baba oğul koruyucuları

Peygamberin Baba-Oğul Koruyucuları

Prof. Dr. Vecdi Akyüz

21.4.2006-Yeni Şafak Gazetesi

Hz.Muhammed (s.a.), akrabalarını dine davet emri aldığı peygamberliğinin üçüncü yılının son günlerinde, görevini tamamlayamadan müşrikler tarafından öldürülme, dolayısıyla da davetinin yarım kalması kaygısı taşıyordu. Kendisine yardımcı olacak ve İslam davetini devam ettirecek birini arıyordu. "Bu işte kim benim kardeşim, vasim ve halifem olacak?" diye akrabalarına sordu. Herkes şaşkın bakışlarla birbirine bakıp ses çıkmayınca, sorusunu tekrarladı. Yine bir cevap çıkmadı. 12-13 yaşlarındaki Hz.Ali, "Ey Allah'ın elçisi! Bu işte ben senin yardımcın ve destekçinim." dedi. Oğlunun bu tavrı babası Ebu Tâlib'i etkiledi. Yeni dine iman etmediği halde, yeğenini koruyacağını ve destekleyeceğini belirtti: "Yeğenim! Bizler, senin yakınlarınız. Sana yardım etmek, bizim için şereftir. Sen emrolunduğun şeyi yapmaya devam et. Seni koruyup kollamaktan hiçbir zaman geri kalmayacağım. Ancak babam Abdülmuttalib'in dininden ayrılmak nefsime zor geliyor. Bundan dolayı, davetini kabul edemeyeceğim." Bu sözler Ebu Talib'in kardeşi, Hz.Muhammed'in (s.a.) taş kalpli amcası Ebu Leheb'i öfkeden köpürttü. Bunun büyük bir musibet olduğunu, engellemedikleri takdirde işin büyüyeceğini belirtti. Ebu Tâlib'in son kararı "Hayatta kaldığım sürece, onu korumaya devam edeceğim." şeklinde oldu.

Ağabeyi Ebu Tâlib'i kararından döndüremeyen Ebu Leheb, İslâm'a girmiş olan kızkardeşi, Hz.Muhammed'in (s.a.) halası Safiye'nin sözleriyle daha da öfkelendi. Safiye, Allah'ın elçisini korumalarının, kendilerine düşen bir akrabalık görevi olduğunu söylüyordu. Ebu Leheb, bu savunmaya karşı çıktı: "Zaten siz kadınların sözleri, erkekler için, hep ayak bağı olmuş, erkekleri hep yanlışa sürüklemişsinizdir. Kureyş'in diğer aileleri, yanlarına bütün Arapları alarak üzerimize geldiklerinde, onlara hangi güçle karşı koyacağız? Vallahi, biz onlara ancak yem (lokma) oluruz." Ebu Tâlib, ikisi arasındaki tartışmayı, şu sözlerle kesti: "Be hey korkak adam! Vallahi biz sağ oldukça, ona kimse dokunamayacak. Gerekirse savaşacağız, onu koruyacağız." Ebu Tâlib, yeğenine dönüp, kesinlikle onu koruyacaklarını belirtti: "Yeğenim! Rabbine davet etmek istediğin zamanları, bize söyle. Silahlarımızla seni korumak için, hazır olalım."

Hz.Muhammed'in (s.a.) amcası Ebu Tâlib hastalanınca, Mekke eşrafı başına toplandı. Hz.Muhammed'in (s.a.) bütün düşüncesi, amcasının iman edip, bir mümin olarak ölmesiydi. Yakınında durarak, şöyle dedi: "Amca! Lâ ilâhe illallah sözünü söyle ki Allah katında şahidin olayım." Mekke eşrafı, Ebu Tâlib ölürken atalarının dinini terk etmesini istemiyorlardı. Hz.Muhammed (s.a.), teklifinde ısrar etti. Mekke eşrafı, hemen müdahalede bulundu. Bu tartışma üzerine, yeğenine dönerek şunu söyledi: "Yeğenim! Senin güvenilir (emin) olduğunu biliyorum. Ancak, ölüm yaklaştı da korktu, kalbi yumuşadı, bundan dolayı ısrara dayanamayıp yeğenine uydu denilmesini istemiyorum. Ben Abdülmuttalib'in, Haşim ve Abdümenâf'ın dini üzere ölüyorum. Kimse bana ölümden korktu da dinini değiştirdi demesin." Tartışma daha da büyüyünce, Ebu Tâlib ortamı yumuşatmak istemiş, ancak peygamberimizin bazı akrabalarının da içinde yer aldığı Mekke eşrafı, şirk inancına dayalı dinlerini terk edip tek Allah'a inanmak istememişlerdi. Amcası Ebu Tâlib'in İslâm davetini kabul etmemesi üzerine çok üzülen Hz.Muhammed'i (s.a.), şu âyet teselli etti ve ısrarını engelledi: "Sen sevdiğini, hidayete erdiremezsin. Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir. O, hidayete erişecek olanları daha iyi bilendir." (Kasas, 28/56. Olayın anlatımı için bk. Müslim, iman, 41, 42)

Peygamberliğin 9. yılı sonlarında (Aralık 620), önce 8 yaşından evlendiği 25 yaşına kadar 17 yıl evinde kaldığı ve İslâm daveti boyunca en büyük destekçisi olan peygamberimizin yiğit amcası Ebu Tâlib, kısa bir süre sonra da 25 yıllık dert ortağı, sevgili ve vefakâr eşi Hz.Hatice (r.a.) vefat etti. Diğer acılarla birlikte peygamberi ve müslümanları çok üzen bu iki olay dolayısıyla, bu yıla "hüzün yılı" denildi.

Vecdi Akyüz