Hz. Peygamber’i (a.s.m.) bizzat hayattayken görüp, Ona iman etme şerefine nail olan Sahabiler, Sünnetin müracaat kaynağı olması ve Kur’an’la birlikte şer’î hükümler için kaynak olarak kabul edilmesi konularında fikir birliğine varmışlardır. Aynı zamanda bu görüşlerini uygulama hususunda çok büyük titizlik göstermişlerdir. Şimdi buna dair örneklerden bazılarını sunalım.
Halid İbn Üseyd, Abdullah İbn Ömer’e şöyle sorar; “Biz Kur’an’da, normal ikamet halindeki namaz ile korku namazını görüyoruz, ama sefer namazına rastlamıyoruz?” İbn Ömer şöyle karşılık verir; “Ey Kardeşimin oğlu! Biz hiç bir şey bilmezken Allah bize Muhammed’i (a.s.m.) gönderdi. Biz ancak Ondan gördüğümüz şeyleri yapıyoruz. Namazın yolculuk esnasında kısaltılması da Onun koymuş olduğu bir sünnettir.”[68]
İbn Mihran (r.a.) şöyle rivayet etmiştir; “Hz. Ebu Bekir’e (r.a.) bir dava geldiğinde o önce Allah’ın Kitabına bakardı. Kur’an’da o hususta verilebilecek bir hüküm bulursa, aralarında onunla hükmederdi. Eğer Kur’an’da bulamazsa Hz. Nebî’nin (a.s.m.) bu hususta bir sünnetinin olup olmadığını araştırırdı. Eğer biliyorsa onunla hükmederdi. Bilmiyorsa çıkar ve müslümanlara şöyle sorardı; ‘Bana şöyle şöyle bir dava geldi... Allah’ın Kitabına ve Resûlünün sünnetine baktım, bu hususta ben bir şey bulamadım. Acaba siz bu konuda Hz. Nebî’nin (a.s.m.) herhangi bir hükmünü biliyor musunuz?’ Bazan bir-kaç kişi kalkar ve ‘Evet, bu hususta şöyle-şöyle hükmetti’ der, Hz. Ebu Bekir de Resûlüllah’ın o hükmünü alır, o esnada da, ‘İçimizde Hz. Nebî’nin (a.s.m.) sünnetini bilenleri bulunduran Allah’a şükürler olsun’ derdi.”[69]
Hz. Ömer (r.a.) şöyle der;
“Size bir takım insanlar, Kur’an’ın müteşâbih (anlaşılması ve açıklanması güç) ayetleriyle mücadele etmeye gelecekler. Siz de onlara karşı sünnetleri ele alarak karşı koyun. Çünkü Sünnetlere sahip olanlar Allah’ın kitabını en iyi bilenlerdir.”[70]
Yine Hz. Ömer (r.a.), Kufe kadılığına tayin ettiği Şurayh’a şu ifadeleri içeren bir mektup göndermişti;
“Önce Allah’ın Kitabında açıkça bir hüküm varmı, ona bak ve kimseye bir şey sorma. Kur’an’da açıkça bir hüküm bulamazsan o hususta Resulüllah’ın sünnetini izle. Eğer sünnette de açık bir hüküm bulamazsan kendi görüşünle içtihad et, alim ve salih insanlarla da istişare et.”[71]
İbn Mes’ud (r.a.) konu hakkında şöyle demiştir;
“Allah’ın kitabından bildiğimiz bir şeyi sorduğunuzda, onu size haber veririz veya Allah’ın nebîsinin herhangi bir Sünnetinden sorarsanız onu da haber veririz. Ama sizin sonradan ortaya çıkardığınız şeylere gelince, bizim onlara gücümüz yetmez.”[72]
Yine İbn-i Mes’ud (r.a.) şöyle der;
“Sünnet sınırları içinde orta yollu davranmak, bid’at içerisinde çırpınmaktan daha hayırlıdır.”[73]
Sahabe, Hz. Peygamber’in (a.s.m.) Allah’a yaklaşma maksadıyla yaptığına kanaat getirdikleri konularda, Ona uyma konusunda çok titiz davranmışlardır. Örneğin, Hz. Ömer (r.a.) bir defasında Kabe’deki Hacerü’l-Esved’i öperken şöyle demiştir;
“Ey taş! Senin ne fayda, ne de zarar vermeyeceğini bildiğim halde seni öpüyorum. Eğer Resulüllah’ın (a.s.m.) seni öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim.”[74]
Sahabe, Sünnete verdikleri değeri sadece Resulüllah’ın sözlerini uygulamakla değil, en basit davranışlarını ve tavırlarını dahi taklid etmekle de gösteriyorlardı. Örnekler vermek gerekirse:
Mücahid (r.a.) şöyle nakleder;
“İbn Ömer ile birlikte yolculuktaydık. Derken bir yere vardı ve biraz kavis yaptı. Kendisine ‘niçin böyle yaptın’ diye soruldu. Soru üzerine o, ‘Resulüllah’ın (a.s.m.) böyle yaptığını görmüştüm’ cevabını verdi.”[75]
İbn Ömer (r.a.) Mekke ile Medine arasındaki bir ağacın yanına gelir, altında biraz uyur ve Resulüllah’ın (a.s.m.) böyle yaptığını söylerdi.[76]
Zeyd İbn Eslem der ki; “İbn Ömer’i, düğmeleri çözük bir şekilde namaz kılarken gördüm ve bunun sebebini sordum. Bana, ‘Resûlüllah (a.s.m.) böyle yapardı’ cevabını verdi.”[77]