Muhammed Mustafa SAV

Muhammed Mustafa SAV

Muhammed Mustafa SAV
Anasayfa Yazılar Şiirler Kitaplar Fotoğraflar Salavat Nükteleri Hayatı Multimedya e Kitap Linkler Ziyaretçi English

c) Genel manada İslamdan yüz çevirenler

Sünneti en geniş çerçevesiyle İslamiyet olarak ele alırsak, Hz. Peygamber’in (a.s.m.) tebliğ ettiği her türlü hüküm insanlar arasında, geçmişte ve gelecekte ya kabul görecek veya reddedilecektir. Bu hükümleri kabul edip, az veya çok oranda uygulama gayreti içinde olanlar bunun karşılığını dünyada ve ahirette göreceklerdir. Ancak bir de bu dairenin dışında olanlar vardır. Doğrudan doğruya Resulüllah’ın (a.s.m.) tebliğ ettiği, aynı zamanda çoğunluğunu uygulayarak gösterdiği İlahî hükümleri reddeden, kabul etmeyenler çıkmıştır. İşte, Asr-ı Saadette yaşanan bazı olaylar karşısında Cenab-ı Hak, elçisine şu ayet-i kerime ile moral vermekte, en olumsuz şartlarda dahi ümidini yitirmemesini telkin etmekte, dolaylı olarak da bizlere benzeri durumlarda yol göstermektedir:

“Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete layık hiç bir ilah yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.”[192]

Bu ayetin sarihan, yani ilk etapta açıkça anlaşılabilen bir manası vardır. Ama bir de işaret ettiği bir diğer mana daha vardır ki, doğrudan Peygamber efendimize yönelik olan bu hitaptan bizler de nasibimizi alabiliriz.

Şimdi ayet-i kerimeden hem sarihan, hem de işareten çıkarılabilecek manalara bir kulak verelim;

Bu ayet sarih manasıyla Resûl-ü Ekrem’e (a.s.m.) şöyle der: “Eğer dalalet ve küfür ehli senin getirdiğin dinden ve şeriatten yüz çevirecek olurlarsa, Kur’an’ı dinlemezlerse, sakın meraklanma. Onlara de ki; Cenab-ı Hak bana kâfidir. Ona tevekkül ediyorum. O, sizin yerinize çok daha hayırlı ve imanlı kimseleri benim etrafıma toplayabilir. Hem Onun saltanatı ve hakimiyeti o kadar geniş ve sınırsızdır ki, ne isyankarlar Onun mülkünden dışarı çıkabilirler, ne de Ona yalvarıp, yardım dileyenler yüzüstü, çaresiz bırakılırlar.”

İşarî yönden ayet-i kerimenin ifade ettiği manalar ise şöyle ifade edilebilir: “Ey insanların reisi ve mürşidi! Ey bütün insanlar! Eğer bütün varlıklar seni bırakıp, yokluk ve hiçlik yolunda yok olup giderlerse, eğer bütün canlılar bir bir senden ayrılıp, ölüm girdabında kaybolurlarsa, eğer insanlar seni terkedip mezar diyarına girerlerse, eğer gaflet ve dalâlet ehli bütün aşikarlığına rağmen hakikatleri anlamaz, seni dinlemezlerse ve böylelikle inkar karanlığına dalarlarsa, sakın merak etme. De ki: Cenab-ı Hak bana kâfidir. Madem O var, o halde herşey var. Zaten o ayrılıp gidenler hiçliğe ve yokluğa gidip, kaybolmuş değiller. Kainat sahibinin bizim göremediğimiz başka bir memleketine gidiyorlar. O gidenlerin yerine gelecek nice neferler var. Hem, o mezar diyarına gidenler de yokluğa mahkum olup, mahvolmuş değiller. Onlar da başka alemlere yelken açıp gitmişler. Onların da yerine nice vazifedarlar gönderilir. En önemlisi, canla başla hak ve hakikati göstermeye çalıştığın halde sana inanmayan, yüz çevirenlere bedel, hak yolunu takip edecek, bu yüce davaya hizmetkar olacak nice itaatkar kullarını gönderebilir. Madem durum bundan ibarettir; O herşeye bedeldir. Bütün varlıklar ve insanlar Onun bir tek teveccühüne karşılık gelemez.”[193]

Tevbe Suresinde yer alan bu ayetin bir öncesine yukarıda açıklamalarıyla birlikte yer vermiştik. 128. ayetten sonra hemen yukarıdaki ayetin zikredilmesi ise tesadüf değildir. Bu iki ayetin peşpeşe gelişinde ayrı bir sır, ayrı bir mana gizlidir. İşte bu farklı yaklaşımı ve yorumu, önce meallerini bir daha hatırlattıktan sonra, Bediüzzaman’ın dilinden dinleyelim:

“Size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir. Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete layık hiç bir ilah yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.”[194]

“Fe-in tevellev fe kul hasbiyallah’dan evvelki olan ‘Lekad câeküm rasûlün’ ilh. ayeti, Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü vesselâm’ın kemâl-i şefkat (mükemmel seviyedeki şefkat) nihayet re’fetini (sınırsız yumuşaklığını) gösterdikten sonra, şu “fe-in tevellev’ der ki:

“Ey insanlar, ey Müslümanlar! Böyle hadsiz bir şefkatiyle sizi irşad eden ve sizin menfeatiniz için bütün kuvvetini sarf eden ve manevî yaralarınız için, kemâl-i şefkatle, getirdiği ahkâm (hükümler) ve Sünnet-i Seniyyesiyle tedavi edip merhem vuran şefkat-perver bir zatın bedihî (aşikar) şefkatini inkar etmek ve gözle görünen re’fetini itham etmek derecesinde onun sünnetinden ve tebliğ ettiği ahkâmdan yüzlerinizi çevirmek ne kadar vicdansızlık, ne kadar akılsızlık olduğunu biliniz.

“Ve ey şefkatli Resul ve ey re’fetli Nebî! Eğer senin bu azim şefkatini ve büyük re’fetini tanımayıp akılsızlıklarından sana arka verip dinlemeseler, merak etme. Semâvât ve arzın (göklerin ve yerin) cünûdu (askerleri) taht-ı emrinde (emri altında) olan, Arş-ı Azîm-i Muhît’in (her şeyi kuşatan Arş’ın) tahtında saltanat-ı rubûbiyeti hükmeden Zât-ı Zülcelâl sana kâfidir. Hakiki mutî (itaatkar) taifeleri senin etrafına toplattırır, seni onlara dinlettirir, senin ahkâmını onlara kabul ettirir.”[195]

Bu manaları destekler mahiyette bir çok hadis-i şerifin var olduğunu görmekteyiz. Hz. Ebu Hüreyre’nin (r.a.) rivayet ettiği şu hadis önemli mesajlar yüklüdür:

“Ümmetimin hepsi Cennete girecek, ancak direten müstesna.” Kendisine, “Direten kimdir ey Allah’ın Resûlü?” diye sorulduğunda şöyle buyurmuştur; “Kim bana itaat ederse Cennete gider. Bana isyan eden ise diretmiş olur.”[196]

İrbad İbn Sâriye’nin rivayet ettiği şu hadis-i şerif de aynı paraleldedir:

“Der ki; ‘Bir gün Resûlüllah (a.s.m.) öyle bir vaaz ve nasihatte bulundu ki, onun tesirinden kalpler korkup titredi, gözler yaşardı. Bunun üzerine biz, Ey Allah’ın Resûlü, söylediklerin veda eden kimsenin son nasihati gibi. Bize biraz daha tavsiyelerde bulun, dedik. Bunun üzerine bize, Size Allah’tan korkmanızı, yöneticiniz bir köle bile olsa onu dinleyip, itaat etmenizi tavsiye ediyorum. Sizden biraz daha fazla yaşayacak olanlar bir çok ihtilaflara düşüldüğünü görecekler. Aman benim sünnetime ve doğru yolu gösteren râşid halifelerin sünnetlerine sımsıkı sarılın. Aman sonradan ortaya çıkan bid’atlerden de sakının. Çünkü her bid’at dalalettir, buyurdu.”[197