Muhammed Mustafa SAV

Muhammed Mustafa SAV

Muhammed Mustafa SAV
Anasayfa Yazılar Şiirler Kitaplar Fotoğraflar Salavat Nükteleri Hayatı Multimedya e Kitap Linkler Ziyaretçi English

3- Sünnetin kısımları

a) Hüküm olarak Sünnet ve kısımları

Sünnet-i Seniyyenin bir takım mertebeleri, yani kısımları vardır. Bunları üç grupta toplayabiliriz.

l. Vacipler: Bu kısma dahil olan Sünnet asla terkedilemez. Muhkemat denilen ve insanlar tarafından değiştirilmesi mümkün olmayan İlahi emir ve kurallardır. Örneğin beş vakit namaz Allah’ın kesin emridir. Ancak Kur’an’ın hiç bir yerinde namazın nasıl, ne zaman ve hangi şartlarla gerçekleştirileceği hakkında ayrıntılı bir açıklama yoktur. O halde, bu emre muhatap olan müslümanlar namaz ibadetlerini nasıl yerine getireceklerdir? Herkes kendisine göre mi, yoksa bir örneği dikkate alarak ma namaz kılacaktır? Bu soruların en ikna edici cevabı, bu İlahî emre ilk muhatap olan Hz. Peygamber’in (a.s.m.) hayatında mevcuttur. Çünkü O, namaz emrini ilk uygulayandır. Bu emri de elbette kendi aklı ve düşüncesi doğrultusunda değil, yine İlahî terbiyenin gereği olarak yerine getirmiştir. Netice itibarıyle, nasıl ki Hz. Peygamber’in (a.s.m.) söz, fiil ve halleri Sünnet olarak ifade ediliyorsa, örnekteki namazın nasıl kılınacağı yönü bizzat onun tarafından uygulamalı olarak gösterilmesinden dolayı, bu uygulama kısmı Sünnet olarak tabir edilebilir. Bu ise Vacip olan Sünnet  kapsamındadır.

Başta da belirttiğimiz gibi, Vacip olan Sünnetlerin belirlediği çerçeve dışına taşmak sorumluluk doğurur. İki örnekle bu hükmü açıklamak gerekirse:

Hz. Peygamber (a.s.m.) şöyle buyurmuştur; “Beni namaz kılarken nasıl görüyorsanız, öyle kılınız.”[78]

İbnü’l-Müseyyib, güneşin doğuşundan sonra namaz kılmaya devam eden birisini görür ve onu uyarır. Bunun üzerine adam ona şöyle sorar;

“Ey Ebu Muhammed! Namaz kıldım diye Allah bana azab eder mi?”

İbnü’l-Müseyyib’in cevabı, adamın beklemediği şekilde olsa da gerçeği tam anlamıyla yansıtmaktadır;

“Hayır, fakat Allah o vakitte namaz kıldığın için değil, Sünnete aykırı hareket ettiğin için azab eder.”[79]

Bu demektir ki, Kur’an’ın emirlerini Sünnetteki uygulama modeli ile tatbik etmek zorunluluğu vardır.

ll. Nafileler: Bu grup da kendi arasında ikiye ayrılır. Bunlardan bir kısmı, ibadetlere tabi olan Sünnet-i Seniyyedir. Bu kısımda yapılacak bir değişiklik kesinlikle bid’attir. Hz. Peygamber (a.s.m.) farz ve vaciplerin dışında, Allah’a kulluk gereği bir takım ilave ibadetlerde de bulunmuştur. Bu yönüyle de, en ideal kulluğun sınırlarını çizmiş olmasından dolayı, müslümanlara örneklik yapmıştır. Bu sınıfa dahil olan sünnetlerin uygulanması sevap noktasında çok kazançlıdır. Ancak terkedilmesi halinde herhangi bir sorumluluk doğurmayacaktır.

Nafile grubunda yer alan sünnetlerden diğer bir kısmı ise “âdâb” olarak ifade edilir. Âdâp her ne kadar nafileler sınıfında yer alsa da, önemine binaen ayrı bir başlık olarak ele alalım.

lll. Âdâb: Yani, Hz. Peygamber’in (a.s.m.) günlük yaşantıda uyguladığı ve insanlık gereği olan bazı hal ve hareketleridir ki, bu tür uygulamalara uymamak veya farklı şekilde davranmak bid’at olmaz. Bu durumda olan bir kimsenin zararı o Sünnet davranışlardan elde edeceği sevaplardan mahrumiyet olacaktır. Örneğin konuşurken, yemek yer su içerken, uyurken vb. bir çok davranışlarda Sünnet-i Seniyyeye tabi olan bir kimsenin âdetleri ibadete dönüşecek, en sıradan bir davranışında dahi sadece ve sadece Sünnete tabi olma niyetiyle sevap kazanacaktır. Bu davranışlarından manevî feyiz ve nur kazanacaktır. Çünkü basit de olsa o davranış kendisine Hz. Peygamber’i (a.s.m.) hatırlatmaktadır.

Başta farz ve vacip grubunu teşkil eden Sünnet-i Seniyye olmak üzere, Resûl-ü Ekrem’in (a.s.m.) bütün sözleri, fiilleri ve halleri dinin kaynağıdırlar. Kur’an’da bahsedilmeyen veya pek ayrıntıya girilmeyen konularda verilecek hükümler için en temel müracaat kaynağı olarak görülmüştür.

Sünnet-i Seniyye’nin nesiller boyu bizlere kadar ulaşmasının en birinci aracıları ise hiç şüphesiz Sahabe olmuştur. Toplum hayatına yansıyan yönlerini Sahabe-i Kiram aktarırken, özel hayatı ilgilendiren hususlar Peygamber Efendimizin eşleri tarafından bizlere bildirilmiştir.[80]

Sünnet-i Seniyyenin içinde en önemli olanları ise, doğrudan İslamiyetin alameti olarak kabul edilen ve şiar olarak kabul eden uygulamalardır. Bu grup ise bütün bir toplumu ilgilendirdiğinden, gerçekleştirildiğinde umumî bir ibadet hükmüne geçer. Bir toplumda bir veya bir-kaç kişi bunu gerçekleştirse dahi o cemiyet tamamen o Sünnetten istifade edecektir. Eğer bu kadarlık dahi bir uygulama yoksa, bu kez bütün toplum sorumluluk altına girecektir. Ezan gibi. Bu tür şiar olan sünnet uygulamalara asla riyâ girmez. Nâfile kategorisinden de olsa, öyle zaman olur ki, bu tür sünnetler şahsî farzlardan daha önemli hale gelir.[81]

Diğer yandan, Sünnet-i Seniyye’nin her bir çeşidi ve kısmına tam manasıyla uyma çok ender kimselere nasip olabilecek bir özelliktir. Hayatının her bölümünde sünneti her yönüyle yaşayabilmek çok büyük bir azim, sabır ve iman gerektirir. Ancak bu durum, sünneti tamamen terketmeyi de gerektirmez. Hatta en azından bilfiil olmasa dahi, niyetle veya tarafgirlikle Sünnet-i Seniyyeye yaklaşmak gereklidir. Zaten, “ben Müslümanım” diyen bir kimseden en asgari seviyede beklenen de budur. Yukarıda da belirttiğimiz Sünnet-i Seniyyenin Farz ve Vacip kısmına tabi olmak zaten şarttır. Bu kısım ibadet ve kuralları terketmek Müslümanlığa sığmaz. Geriye nâfile ve müstehab hükmünü taşıyan sünnet davranışlar ve uygulamalar kalmaktadır ki, bir Müslüman bu kısmı uygulamadığı takdirde bir zarara uğramasa da, manevî kazanç bakımından büyük kayıbı olur. Hele bir de, bu tür sünnetleri değiştirme yoluna gitmek büyük manevî tehlikelerin peşisıra gelmesine sebep olacaktır.[82]

Veli Sırım Veli Sırım