Muhammed Mustafa SAV

Muhammed Mustafa SAV

Muhammed Mustafa SAV
Anasayfa Yazılar Şiirler Kitaplar Fotoğraflar Salavat Nükteleri Hayatı Multimedya e Kitap Linkler Ziyaretçi English

c) Bid’atleri ortaya çıkaran sebepler

Bid’atlerin gerek ortaya çıkması, gerekse toplum tarafından kabul edilmesinin ardında bir takım sebepler yatmaktadır. Bunlardan başlıcalarını şöylece sıralayabiliriz:

1- Cehalet:

İnsanların dinden ve dinin temel kurallarından habersiz olmaları, dini konulardaki bilgisizlikleri bid’atlerin en başta gelen sebebidir. Hatta bu bilgisizlik ne hazindir ki, yol gösterici, irşad edici, rehber konumundaki veya bu iddiadaki insanlarda dahi bulunabilmektedir. İnsanlar ise maalesef, duyduklarının aslını ve gerçeğini araştırma gayretinden uzak oldukları ve kolaycılığı tercih ettikleri için olmadık iddia ve fikirlere kapılabilmektedirler. Özellikle insanların gönlünde ve zihninde iyiyi kötüden ayıracak, hak yolunu en doğru bir şekilde gösterecek sağlam ölçüler yoksa, ister istemez dinden sapmalar, din dışı uygulamalara yönelmeler kendisini gösterecektir.

Cehalet en çok kendisini Kur’an-ı Kerim’i tanıma konusunda göstermektedir. Bunun yanısıra Sünnet-i Seniyyeyi de gerçek manada bilmemek insanları çoğu kez din adına hatalara düşürmektedir. Öyle insanlar vardır ki, sadece duyduklarına itibar edip, Kur’an’da yazıyor diye, Sünnette var diye duyduğu yalan yanlış bir çok söylentiye inanabilmekte, sanki dinmiş gibi bir takım hurafelere sarılmaktadır. Diğer yandan dini yaşayış ve uygulamalarda aşırı hassasiyet ve gereksiz titizlikler de insanları çoğu kez dine aykırı davranışlar sergilemeye yöneltebilmektedir.

Cehaletin koyu karanlığına bu derece dalmış bir fert ve böyle fertlerin oluşturduğu bir toplumda bid’atlerin yaygınlığından, gerçek ve istikametli yolun, tarz ve metodun hangisi olduğunu kestirebilmek gerçekten çok zor bir iştir.

2- Müteşâbihata uymak.

Yani Kur’an ayetleri ve Hadis-i Şeriflerdeki üstü kapalı anlatımlara, hangi manaya geldiğini bilmeden uymak da bid’atlere sebebiyet verebilir. Geçmişten günümüze ve özellikle de günümüzde öyle kimseler ve meşrebler vardır ki, ayet ve hadisler arasında bu tür ifadeleri kendi anlayışlarına göre yorumlamakta, İslamın özüne uymayan görüşler ortaya atabilmektedirler. Bu tür yaklaşımlar ya kasıtlı olarak yapılır veya alim geçinen, fakat cahil olan kimselerce bilmeden ileri sürülür.

3- Hevâ ve hevese uymak:

Bazı insanlar ise dinin hükümlerini ve temellerini kendi istek ve arzuları doğrultusunda yorumlamakta, hatta değiştirmekte bir beis görmemektedirler.

4- Yanlışta inat ve garaz:

Geçmişten günümüze bid’ate taraftar olan veya yeni bir bid’ati başlatan insan ve topluluklarına baktığımızda, bazı önyargıların, kin ve nefretlerin, garaz ve inatların önplanda yeraldığını görürüz. Mesela, Şiâlar Kur’an’ın emri doğrultusunda Ehl-i Beytin muhabbetini bir yandan temel olarak kabul ederlerken, diğer yandan tarihteki bir takım olayların neticesinde içlerinde oluşmuş milli intikamın etkisiyle, Ehl-i Beyte olan muhabbette ifrata düşmüşlerdir. Bu aşırılık onları çeşitli sahabe ve diğer büyük imamlara düşmanlığa yöneltmiştir. Dolayısıyla sanki “Lâ li-hubbi Ali, bel li-buğzi Ömer”, yani “Maksat Hz. Ali’ye duyulan muhabbet değil; Hz. Ömer’e duyulan kindir” atasözünü bizzat uygular vaziyetine gelmişlerdir.

Bir başka örnek verecek olursak; Vehhabîler ve Haricîler ilk etapta hakkaniyet ölçülerine uygun olarak, dinin esaslarına, tevhid inancına uymayan her şeyi reddetmişlerdir. Ancak bu hareket tarzında ölçülü olmadıkları giçin, güya tevhid inancını zedeliyor, insanları bir nevi putperestliğe yöneltiyor iddiasıyla, idareleri altındaki bir çok  Sahebe ve evliya kabrini ortadan kaldırmışlardır.[218]

5- Alimlerin topluma kötü örnek olmaları, gördükleri yanlışlıklar karşısında susmaları, doğru olanı söylememeleri, toplumun tepkisinden korkmaları. Diğer yandan böyle bir ortamda, doğruları söyleme iddiasıyla ortaya atılanların dengesiz tavırları ve tarzlarının etkisiyle kendisini hatadan sıyırabilecek insanların incitilmesi.

6- İdareci konumunda olan insanların bir takım mülahazalarla, bilerek veya bilmeyerek bid’at taraftarlığı yapmaları, onlara destek vermeleri, hatta bir takım batıl düşünce ve uygulamaların yayılmasını sağlamaları.

7- Ortaya çıkıp yayılan bid’atlerin halk tabakaları tarafından benimsenip, adeta din, yahut dinden bir parça gibi kabul etmeleri sonucu, işin taassup derecesine varması.

8- Böyle bir zeminde işin gerçeğini anlayan ve kabul eden insanlar için mücadele vermenin gerçekten çok güç oluşu, doğruyu söyleyenlerin sözlerinin etkisiz kalması, dikkatlerin başka yönlere çekilmiş olması.